17 Aralık 2011 Cumartesi

uyku (.....)

uykuda,hani tam uykuya dalmak üzereyken sıçrama hissi vardır ya...
bacakların seyirir çırpınırsın saniyelik de olsa...tutunmak isteği dolu...saçma...
uyku esnasında kan dolaşımının,nefes almanın ve kalp atışının
yavaşlaması nedeniyle beyin öldüğümüzü sanıp vücuda normalde gönderdiğinin
 30 katı bir akım gönderir..."yaşamalısın" sinyali...aptal beyin...
en azından bilimsel açıklaması bu durumun...yeterince büyüleyici değil sanki...
ardında bıraktığı hisleri karşılayabilir bir açıklama değil...
neden bilmiyorum dün gece birdaha uyuyamadım o histen sonra...
yalnızlık hissi...
ağır bir yalnızlık hissi...en sevdiğim hislerden biri olan,
geldiğinde,
beni ben yapan parçaları ikram ederek konukseverliğimi gösterdiğim
bir dost gibi karşıladığım yalnızlık hissi ağır geldi...yatakta amaçsızca yatıp
gözümü tavanla duvarın birleştiği yere dikmiş düşüncelere dalma,
bir şeyleri "sindirme" isteğim bile kayboldu sanki...
dedim ya o andaki çırpınma hissi...saniyelik olan...
saatler sürmüş gibi, atamadım üzerimden...

26 Ekim 2011 Çarşamba

.....

   zaman,pek bir kısıtlı pek bir yetmez oldu şu ara...
yazmak istediğim tonla şey var aklımın bir köşesinde
birikip duran,yazılmayı bekleyen ama sakin "kafayla"
(artık öyle bir şey mumkünse tabii) yazılması gereken
mailler de var...hiçbir şeye vakit bulamıyorum şu ara,
bazı şeylere ayırdığım vakit ise uykumla çakışıyor ki
hoş değil...s.bucks kahve eşliğinde yaptığım armoni
ödevleri günün kendime ayırdığım tek "an"ları sanırım...
fişlerden yapıp masada bıraktığım kağıt gemileri
panoya asılmış buluyorum her seferinde.hoş...

8 Ekim 2011 Cumartesi

“There must be some way out of here”


   tek bir kural var...açık nokta bırakma...ellerinle sıkıştır yorganı altına.
başınla ve ayaklarınla....artık hiçbir şey giremez...hiçbir korkun alamaz
seni uykundan yada zarar veremez uyumadan önceki hayallerine,
güvendesin....
   çocukken daha kolaydı.uyumadan önce.tek bir kural vardı korunmak
için uyku öncesinde canavarlarından...
   şimdi daha bir nefes alamaz oluyorum yorganın altında...bütün canavarlarım
benimle girmiş yatağa,boğmaya çalışıyorlar beni sessizce,ben düşündükce....
uyku da öyle kolay gelmiyor zaten...en korktuğum canavar olup girmişim yatağa.
uyansam da gitmiyor bazen.ciğerlerim patlayana kadar koştuğumda,bir anlığına
boşalıyor zihnim,sonra yine,yeniden...yada birkaç bin parça puzzle yardım ediyor,
günde yarım saat de olsa...ama uyumadan önce hiçbir şeyin yardımı olmuyor bazen...
    çocukken daha kolaydı sanki,daha kolay başedebiliyordum canavarımla...

"There’s too much confusion, I can’t get no relief"

6 Ekim 2011 Perşembe

.....

  uyanıyorum...bütün gece boyu dudaklarımı yemişim...
bir şeyler yazmam gerekiyor ama yazamıyorum...
yazmak istediklerimin çoğu konu dışı üstelik...
birikmiş,beklemiş...yazamıyorum da...
iyi ki...

3 Ekim 2011 Pazartesi

.....

 bir ses duydu,sesi alıp saklamak istedi daha sonra duyabilmek için.

1 Ekim 2011 Cumartesi

.....

biçimsiz,bulutlara uzanan bir ağacın altında açtı gözlerini çelimsiz çocuk...
ağacın ucu bulutlara dokunmaya çekinircesine kıvrılmıştı.bulutlarsa ağaçtan
kaçarcasına dağılmışlardı gökyüzüne.rüzgara kapılmış sarı yapraklar dışında
hareketsizdi her şey...ellerine baktı çocuk,gövdesi için fazla minikti elleri...
ağaç için fazla büyüktü yapraklar.ve arka planda durması için çizilmiş gibiydi
içi boş biçimsiz evler...
   üzerindeki yaprakları silkeleyip doğruldu çelimsiz çocuk...yaprakların
arasında minik, kırmızı bir kalem buldu.kalemi alıp cebine koydu ve
ağaca tırmanmaya başladı...tırmanırken rüzgara kapılıp gidiyordu hayalleri,
tıpkı yapraklar gibi...her hareketinde çevreye saçılıyordu düşünceleri...
bulutlara yaklaştıkca korkmaya başladı,hiçbir şeyin istediği gibi
gitmeyeceğinden...yada ne istediğini bilmediğini farketmekten korkuyordu...

   saatlerce tırmandı çelimsiz çocuk...herşeyden yüksekteydi şimdi,
tek duvarı olan evlerden,yapraklardan,hayallerden...ne çatılardan birinde
elinde kanatlarla durmuş aşağı bakan yaşlı adamı gördü,nede başını kuyuya
sokmuş şarkı söyleyen kızı...her hareketinde biraz daha yaklaşıyordu bulutlara...

   ağacın kıvrılan ucuna ulaştığında bulutların üzerine atladı çelimsiz çocuk...
bulutlardan başka hiçbir şey göremiyordu artık...bunu düşünmemeye çalıştı...
zaten düşünmeye çalıştıkca dağılıyordu düşünceleri...ve çok yorgundu...
cebindeki minik kalemini çıkartıp bulutu kırmızıya boyadı çelimsiz çocuk...
bitirdiğinde kalan tüm gücüyle sessiz bir çığlık attı...yaşlı adam gözlerini
yumup kendini bıraktı...kırmızı yanaklı kız başını kuyudan çıkarıp
gözyaşlarını sildi...sessizliğe gömüldü şehir...

30 Eylül 2011 Cuma

Chuck Palahniuk

   yok hayır, kitap değil konum...konum zihniyet...zira zihniyetin oturamadığı bir konumda kitap
tartışacak değilim...zihniyeti,biliçsiz-şuursuz insanlarla tartışmak zorunda olduğumdan
daha zor bir işe kalkıştığımın da farkındayım...
   bir kitap yayınlanır,saçmadır ki yasaklanır ülkemde...kitabın yasaklanabilmesinin
bile saçma olduğunu düşünürken kitabın türkce çevirisinden sorumlu kişinin ve yayın evinin
3 yıl hapis istemiyle yargılanması?komik?hayır kesinlikle değil...
   bahane hazır!; yaş sınırı getirilmemiş!"cinsel organlar bile tüm detayıyla anlatılmış..."
 madem budur sorun uyarıda bulunup yaş sınırı getirilmesini istemek yerine
işi yayın evinde kitap çevirisi yapmak olan kişiyi tutuklayalım..."ama o yazmadı ki?"
olsun!çocuklarımızın zehirlenmesine neden oldu...
   şimdi,gün boyunca televizyonlarımızda yayınlanan türk dizileri,evlendirme programları
magazinler hadi bunları geçtim toplumun kendisi çocukları yeterince zehirliyor zaten...
bir nesil geliyor ki hali-hazır "gereksiz".
   çocuk zaten "cinsel organın" tüm detaylarını biliyor...eh karşı cinsle yapılabilir işlevlerini de
hiç birimiz 18 imizden sonra çözmedik...ha "ben 20de çözdüm" diyorsan sevgili zihniyetsiz
çok uygun küfürler var dilimizde,ki onu da 5 yaşındaki çocuk bilir,öğretsin sana....
   kitap?kitap değil konum evet...ama ne kadar gereklidir?"benim" fikrim okunacak okadar
değerli eser varken bir-kaç ömrüm olsa sıra gelmez...öyle az okuyan biri de değilim üstelik...
ama yazılı bir eseri "siz bunu niye çviriyoğğnuz?" diyerek yayın evini suçlamak?
aklım almıyor...

29 Eylül 2011 Perşembe

sesli komutlu bankamatikleri sevemedim

  "lütfen şifrenizi giriniz!"
-kartı taktıktan sonra onu yapma planım vardı zaten.?!

  (para çekme)
  (diğer)

 "lütfen paranızı ekranda görüldüğü şekilde alınız!" (ekranda bir elin parayı alması görünmektedir)
-e,ama ben başka türlü mü alırdım göstermesen?elimle değil neyimle alırdım sen göstermesen?

 "LÜTFEN KARTINIZI ALINIZ!"
-allah kahrediversin seni!

26 Eylül 2011 Pazartesi

.....

kaç dakikaya bastı?kaçını kırdı,kaçını atladı giderken?
birer birer dağılıyordu dakikalar ve kayıyordu hayalleri,kaçıp giden zaman gibi.
ellerine baktı çelimsiz çocuk,boştu.gözlerinden yansımıyordu kırmızı yanaklı kızın gözleri.
korkutulmuş kargalar gibi panikle uçuşuyordu düşünceleri ve aynı ürkeklikle tutunuyordu kızın hayaline,bırakmaya korkarak...

.....

  çok düşünüp az yazıyorum yine...birikiyorlar üstelik...
bir şeylerin arkasına karalanmış bekliyorlar...

23 Eylül 2011 Cuma

You're not bored, you're boring.

   sabah 9 akşam 5 arası ders...
   2günde bir akşamları spor...
   cumartesileri 2 öğrenci...
   pazar günleri benim...

    sorun?sorun pazar günleri için beklentim yada isteğim olmaması...
   

19 Eylül 2011 Pazartesi

.....

  henüz hangi mevsimi sevdiğime karar veremedim...yazları sevmediğimi biliyorum...
sevemiyorum...hırka giyilen mevsimlere ayrı bir sempatim var sanırım(hırka mevsimi).
kışı ne kadar severim bilemem ama kardan adamları seviyorum...hayır yapmayı bile
beceremediğimden avuç kadar kardan biçimler üretiyorum ama olsun efendim...
hem bu yıl bir parçasını buzlukda sakladım,tekrar aynı kardan adamı yapabileyim diye...
(kardan adam ruhu)kardan adamı "anneöö anneaaee ehüüee hiheeyy!" diye teperek bozan
ufak insanımsı canlıya kin tuttuğum da bir gerçek...kardan adamın altına fare kapanı kursam
yeridir.neyse...

   8km koştum bugün...pek bir faydası olmadı sinirlerime...

   özlemek var bide...pek başarılı olmadığım konu...sanırım bir kişiyi hakkıyla özlüyorum...
sevemedim....

14 Eylül 2011 Çarşamba

12 Eylül 2011 Pazartesi

insan

   insanlar değişmez,değişemez...bastırılır,aptallaşır,heveslenir ama değişmezler...
   her insan kötüdür...tüm ilişkilerimiz ve hareketlerimiz çıkarlarla sınırlıdır...
   söz konusu hayvanlar olduğunda,mesela bir aslan;doğası bellidir,uzattığımızda
   kolumuzu kopartacağını biliriz.insanın farkı, kolunu kopartma konusunu daha iyi
   gizlemesi ve daha farklı yöntemleri olmasıdır...
   insanlar iki yüzlüdür,söyledikleri ve yapacakları o anki çıkarları içindir
   fikirlerinin ve isteklerinin aynı kalmasını beklemek ve ummak aptallıktır...
   insanlar değişmezler,değişemezler ve ikinci şansları haketmezler,
   herhangi bir insana ikinci şansı vermek aptallıktır,ben çok aptalım diyorsanız
   kafesindeki aslana ikinci kolunuzu uzatmak daha mantıklı ve daha acısız bir aptallıktır....


    (insan olduğumu düşünürsek (hemen kontrol edeyim;hımhımhım eller tamam hımhım ayaklar falan
     kıpkıpkıp ağız burun ah çirkin burun,hophophop birtakım! neyse evet insanım) ben de dahilim tüm
     bunlara)
    
   ve bulgur hasta olur herzamanki gibi...hava bozsun zaten işim ne hasta olayım ben hemen...

8 Eylül 2011 Perşembe

.....

   birkaç çakmak(biri bozuk)
   2 euro
   bir mum
   bir kalem
   üzerine birkaç düğüm atılmış ip
   bir kağıt gemi
   bir waffle fişi
   sonuncusunu yemeyi başaramadığım bir tictac kutusu...
  
   öyle işte...uyku madem...

6 Eylül 2011 Salı

uyuyamıyorum.....

   bazen,saniyeler için de olsa anlıyorum...anlamlı geliyor...
"evet" "bu" "bu yüzden" ... sonra tanıdık hatlarıyla eski dostum
hatırlatıyor gerçekleri...hiç değişmemis,biraz daha soğuk
daha katı belki,"hançer"...tekrar görüşmek üzere,arayı açmazsın biliyorum.
keşke...

5 Eylül 2011 Pazartesi

.....

  ben bugün daha çok özledim...garip...zor...
saçma.

dünyayı kurtaran "dangalak"!

   hede hödö hödö!död dürü düd!abış gıbış tıbış!rohar!!!hepiniz bunu biliyorsunuz ama
çok azınız profiline kopyalayacak!duyarlı olaöööaaağğhh!

   facebook üzerinden dünyayı kurtarıyoruz artık.açlığı savaşları dolandırıcılığı yendik...
kopyalamazsanız duyarsız,umursamaz,boş insan oluyorsunuz üstelik...eskiden
okurduk oysa bunlar için biz.şimdi profilimize kopyalamak yetiyor...üstün insan
oluyoruz,ne iyi ne güzel oluyoruz...aptalın dangalağın önde gideni oluyoruz,
haberimiz olmuyor...

    profilimizde paylaştık diyelim.ee? n'oldu?kurtardık mı insanları?kurtulduk mu?
yok hayır olmadı.biri lisede yatamadığı arkadaşının fotolarına bakıp iç geçirirken
ve "bir umut" hevesiyle yorum yazarken haberdar oldu sorunlardan...oldu mu?
tartışılır...daraldım...

2 Eylül 2011 Cuma

dislike?(günlük takıntı)

   ahmet şuan cevahirle kafe zikkoda!!!
peki,olabilir ama bize ne...evet evet sevgili mobil
yüklemelerimiz...ama nedir ne gerek vardır
yüz kişiye sorsak gerekli bulurlar mı?yüz kişiden
akıllı adam çıkar mı?olay ne?bakın biz buralarda
çok eğleniyoruz(eğlenmek evet,şaşırdın değil mi sevgili
eYlendiğini sanan şahıs?eğlemekten türüyorsun oysa)
neyse efendim işte ama siz eğlenemiyorsunuz
mu demeye geliyor...yahut neden paylaşıyorsunuz nereye
dışkıladığınızı bizimle...hayır teknoloji daha da
beter hale gelince insanla fiziksel olarak birleşince halimiz
nasıl olur odur merakım...kamuran şuan fikretle sevişiyor
mesajı alır mıyız mesela?alırsak o beğen butonuna neremizle
basarız?(beğen evet beyen olmuyor malesef) hayat....

29 Ağustos 2011 Pazartesi

günlük takıntı(larım arasından en zararsızı)

   renkli lens ne uyduruk ne varoş bir şeydir...hayır ifadeniz olmuyor
boş boş bakışlar falan...doğal olmaması ve çirkin olması...yok hayır
içinden geçiriyorsun ya sen şuan "ama bende güzel duruyor" diye
o öyle değil işte sen salaksın ondan yakıştırıyorsun kendine...

28 Ağustos 2011 Pazar

durum

   sıcak suyla aram yok pek...duştan çıkınca kendimi haşlanmış
gibi hissettirir...servise hazır...4 yada 5. kahvemdeyim...çalışıyorum...
pianomun başındayım...en iyi yaptığım şey sanırım öğrenmek...
oldum olası çabuk kavramışımdır zaten...
çok sevdiğim bilekliğime kızdım arada.
fırlatıp attım sonra...
hayır...
hayır bağırmak istemiyorum...
sakinim...etrafımdaki her şey
durgun ve sakin...
çalışmaya devamedebilirim...
hem belki yatmadan bir şeyler okurum...
kahvenin uyku kaçırdığına inanmadım hiç...
gelmiyor ki kaçsın uykum...
sakinim...alışkın da değilim üstelik böyle sakin olmaya...
güzel bir film izleyebilirim yatmadan...
eski bir film mesela...gene kelly filmi hatta...
hayır bağırmak istemiyorum...
ben sakinim...
ben çığlık atmak istiyorum...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

i want to believe

are you scared?
 i know i should be but i'm not.
 do you know why?
because of the voice.
 the voice?
 the voice in my head.
what's it telling you?
 not to be afraid......
 do you believe the voice?
i want to believe.

21 Temmuz 2011 Perşembe

I am lost, in our rainbow, now our rainbow has gone,

Overcast, by your shadow, as our worlds move on,

But in this shirt, I can be you, to be near you for a while,

There's a crane, knocking down all those things, that we were,

I awake, in the night, to hear the engines purr,

There's a pain, it does ripple through my frame, makes me lame,

There's a thorn, in my side, it's the shame, it's the pride...

Of you and me, ever changing, moving on now, moving fast,

And his touch, must be wanted, must become, through your ask,

But I need Jake to tell you, that I love you, it never rests,

And I've bled every day now, for a year, for a year,

I did send you a note on the wind for to read....

... Our names there together must have fallen like a seed...

... To the depths of the soil buried deep in the ground,

On the wind, I could hear you, call my name, held the sounds,

I am lost,

I am lost, in our rainbow, now our rainbow has gone,

I am lost, in our rainbow, now our rainbow has gone,

I am lost.
.....

18 Temmuz 2011 Pazartesi

It's gonna be a glorious day

siyah beyaz ekrandan taşmıştı hayaller...
hala bağırmak istiyorum...bağırmak...

17 Temmuz 2011 Pazar

10 km sinir

 sonunda 10km koşmayı başardım efendim...gururluyum...
demek ki sinirli olmak işe yarıyormuş...

cevap

   hayır facebook kullanmıyorum...ne mutlu bana...yani bilhassa onaylamıyor değilim...
ama yanda kocaman (nesi kocamansa) mail adresi var...ekleyin efendim çekinmeyin...
zira neden ekledin dersem,sen neden yazdın oraya derler adama....

16 Temmuz 2011 Cumartesi

eyvahlar olsun!

   saçlar gitmiş...gitmiş çok sonra gelirlermiş ama şimdi gitmiş...
neden kestirdim ki?ne gerek vardı aklım neredeydi başıma ne geldi!

15 Temmuz 2011 Cuma

...

"ya gördüm neyleyim
insanlar vardı duvarın içinde.
ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim
onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar
sadece arasındalar..
"

13 Temmuz 2011 Çarşamba

mailden alıntılar....

ne çok gereksiz anı var burada...gelmesem ben buraya tekrar keşke...
neyse efendim...sarhoşluktan ölüyorum ben bugün...1 bira bir tekila oldu
2 bira 3 tekila....mojito bulan bulgur durur mu? durmaz içer...2 mojito deniz kenarında...
sonra yüz güneşlen bir bira 2 tekila...sonra 1 mojito bir tekila...

    sen cevap veremiyorsun ya...gelince ne çok konuşturucam seni ben bil=)
olsun...ben olan biteni anlatıyorum sana...

    bi çirkin yandım ben...burnum yandı falan...yarım yandı yarım yanmadı=)
gelince dalga geçersin bol bol...


    traş oldum sabah...yaptığım tek mantıklı şeydi bugün...hani yüzüm yanınca
altında sakal izleri kalmasın diye...çirkinlikten ölüvereceğim şuracıkta...

    şimdi banyo yaptım yemek yedim...deniz kıyısında zöttirik-dürrük bir kafede
türk kahvesi sigara internet...önce size yazayım dedim...ne iyi ettim?

    uykum var...

    ne kötü yazmışım...hani bugün iki kez işedim gibi bir cumle kursam
aynı ayarda önemli olur...ama kumsalda insanların denize işemekle
ilgili uydurma konuşmalarını dinledim...denize sıçan gördüm ben lan
diye bağırasım geldi...

   "ay ben denize işeyemem çok kötü"

 tabii...kesin...


    denize işemenin yanlış olduğunu düşünmeyi kavrayamadım ben zaten...
havuz neyse...kapalı litreli su...deniz lan o...

    "aytenin kızı da dööööv-me yaptırmış"
    "ay benimki hiç sevmez sevse ben de yaptırıcam"
    "ben annemle babamın resmini yaptırmak isterim ama acır diye...."


   orda dur teyze...bir insan oğlu aldandı seninle sevişti diyelim...
ortalamanın çoğunda mevcut bııyıklı türk baba figürüyle karşılaştığında
iktidar sorunu yaşar adam....


    "ferhunde!!!ferhunde harikasın ferh!???!... amcacım saygılar kızınızı hemen eve bırakıyorum ben
çükümde şuan içime kaçtı birdaha da çıkmaz zaten!"



    gibi...




          (evet gel artık bence de)

12 Temmuz 2011 Salı

naval...

   çantamı ne hevessiz hazırladım...
akşam yola çıkmak istemiyorum bile...
severdim ben yolculuğu oysa...gidilen
yeri sevmesem de...garip...yanıma pek
bir şey almadım...gerek görmedim...

   yarın sabah deniz kıyısı?denizi de
pek sevemiyorum...abartılmış tuzlu su...

  ........

11 Temmuz 2011 Pazartesi

calippo!!!

   calippo buldum ben...sigara almaya giderken gözüme takılıverdi birden...
çocukluğumdan beri beni mutlu eden her şey gibi aksaktır calippo da...
abimlerle bakkal market "calippo" diye diye dolaştığımızı hatırlarım...
adını birkaç defa yazınca adından soğudum şuan ama olsun...
işte ben biraz önce buldum onu...o şeyi...eee buzlu bir şey?
peki madem calippo...hah hatta şuan yüzümde "benim dişlerim
donuyor" ifadesiyle kemirmekteyim kendilerini...kırşh kırşh çap şap şap tıp tıp...
("buzlu oralet lan o" yorumu yapan kişiyi döverim...net.)

çekmeyin!!!

   çek bakalım...evet amatör yarışmamız...neymiş senaryonu yaz,oyuncu seç,filmini yönet...
profesyonel olanlar film çekmeyi başardı da, sıra amatörlere geldi...tabi efendim
çok harika türk filmlerimiz var bizim...oyuncularımız mükemmel işler çıkarıyor...
"gerçekten"...

8 Temmuz 2011 Cuma

tehanu

   bitti bu da...

günlük takıntım...

  barlarda çıkan gruplara bayılıyorum ben...çok komik gelmekteler...
müzik yapıyorlar falan...insanlar da beğeniyor (ki insanlar genelde
beğenemiyor bile,be-y-eniyor onlar).sonra albümleri falan çıkıyor
bu kimselerin...(sözüm her biri için geçerlidir istisna yoktur...)

  yani yeni ne var?yaratıcı ne var?bir konuda takılıp kalmış
şarkı sözleri,milyon benzeri olan şeyler...gerek yok ama...
hadi bırakın gidin ama.gerek yok...

7 Temmuz 2011 Perşembe

shake that devil!!!(başlık konuyla alakasızdır)

  2 gündür bütün hislerim karmaşık...ne yapmak istediğimi bilemiyorum...
ve garip bu...başlık bile bulamadığım için çalan parçanın ismini kullandım...
ben hissettiklerimi anlatmakta rahatımdır aslında...ama bilmediğim bir şeyi
anlatamıyorum da...şaşırmak,mutlu olmak,ama....

6 Temmuz 2011 Çarşamba

diziler?

   ve türk dizilerine bulaşayım...
bunca zaman senaryoların setin çaycısının hamsterı tarafından yazdığını düşünmekteydim...
sanırım behzat ç de çaycı devraldı görevi...olay oldu birden....

5 Temmuz 2011 Salı

ben yine güvercinlerin içindeydim oley!

bebek güvercin=)pek güvercine benzemeyen güvercin...

                                                    ayrıca her yanım kaşınmakta....

2 Temmuz 2011 Cumartesi

biber!


gün boyu başıma konup bıkbıkbık ötmekte...yaşlı kuş biber...yirim!
(10. senesi bitti düşün artık.)



caiz midir soruları beni benden almakta...

  evet...çok gülüyorum...müzik dinlemek-yapmak caiz midir sorusu ve konuşulanlara güldükten sonra
(o videoyu yollayan kişi sevilmektedir oldukca) kadınların kaşlarını alması saçlarını kısaltması
caiz midir videosuyla devam ettim...
 
  efendim ben açıklamak isterim bunu...değildir.
hatta hiçbir kıl tüy alınmamalı addams family den
sevgiğimiz kuzen Itt karakteri her yeri sarmalı...
kuzen itt için buralarda bir yerlerde foto ekli olsa gerek...

   ama sizin sevişmeniz de caiz değil...zira seviştikce üremektesiniz siz...
çoğaldıkca daha beter olmaktasınız...sonra evlendirme programları falan derken
zaten bir gıdım(hala bu miktarın tam oranını bilmiş değilim...) olan aklınız
uçup gitmekte...

28 Haziran 2011 Salı

hasta halimle ata bezdirmece...

ata .:
neyin var la
ugur karagulle:
beeyle bir bitmek bilmez burun akıntısı
bide o hastalığın ortasında diş diplerin ağrır hani
etleri
bide her nefeste burnun içinden genze doğru cayır cayır yanmalar
gözlerde şişlik ve melül bakışlar
ıhlamur tüketimini de hastalık belirtilerine katmak lazım bence
zira insan iyi olsa neden okadar tüketsin ıhlamuru
sanmıyorum tüketeceğini
manyak mı oğlum bu insan?
niye tüketiyosunuz ıhlamurları
bırakın ıhlamurumu benim hepsi benim
ağacını cezvede kaynatır bir gecede içerim
çocukken evin önünde ıhlamur ağacımız vardı 2. kat penceresini açıp koparabilirdin...
2. kat penceresini açıp düşe de bilirdin
ama hiç düşen görmedim ben
camın kumdan yapıldığını da o yıllarda öğrenmiştim
camı açtığında ıhlamurları tutabilirdin ata
camı açmazsan elin cama yapışırdı
zorlarsan camı bile kırabilirdin
cam dediğin nedir ki
kum
zorlarsan kumu bile kırabilirdin ata
kumlara elini soktuğunda ağzına ıhlamur gelirdi
ağzını kuma sokarsan
annen bağırırdı
uğur napıyosun yavrum sen vallahi delirdi bu çocuk diye
zaten ağzıma kum kaçtığı için pek hevesim kalmazdı o gün
ağzımdaki kumları çıkarmakla uğraşırdım deniz kenarında
çok hastayım ben
bukadar ıhlamur içmem bunlardır
ıhlamuruma katılmış olması olası maddelerden
ben sorumlu değilim.

hasta

   benim hasta olmam gribe yakalanmam yasaklanmalı...
nezleye kanser muammelesi yaptığımı bir yana bırakalım...
burnum yok bence şuan benim...
gitmiş....
sonra gelirmiş...
hastayım ben...işte ıhlamur limon bal karışımında hastalık...
hastalık hastalığı...
ağzı gözü kaymakta insanın hasta olunca...
sevemedim...

kuş beyinli kişiler için...

http://www.tdksozluk.com/s/konservatuvar/

http://www.tdk.gov.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF154646CE6A020F3C

hayır zaten bir yeteneğiniz yok bari düzgün yazınız..



İki ünlünün yan yana bulunduğu bazı alıntı kelimelerde ünlüler arasında y, v sesleri türemiştir: fiyat (< fiat), zayıf (< zaif); konservatuvar, labora­tuvar, pisuvar, repertuvar, tretuvar, tuval, tuvalet.

26 Haziran 2011 Pazar

diş!!!

  ön dişim kırılmaya karar vermiş...ne hoş...kırılma kararı alan 6. dişim bu...
net kaplatıyorum ben sizi...bıktım.

penguin cafe orchestra


penguin cafe orchestra günün güzel yanı olsun...hatta tiplerini bile sevelim onların biz?
oldu tamam?

üzgünüm???

   özür dileyen insanlardan hoşlanmıyorum...en yüzsüz onlar gibi gelmekte...
özür dilemen gerekiyor ve af diliyorsun ki rahatlayasın...adama kalıp cümleler kurarlar
"bi s..... git" gibi...ah ama,affedenlerden daha beter tiksindim ben...en salağı
da onlar şu durumda...onlara sanırım atılan kazık az gelmiştir..."ben bunu affedeyim
daha da beter etsin" mantığı yerleşmiştir...artık ne eksiktir o beyinde bilinmez...
neyse ben sabahın 6 buçuğunda kızdım yine...

   konuyla hiç alakam yok başlığı altında:
hani fotoğraflarınızda arka planda tanımadığınız insanlar vardır...
oralardan geçmekte olan şahıs aynı kareyi paylaşıvermiştir sizinle...
acaba kaç fotoğrafta öyle habersizce görünmekteyim?günün saçma merakı evet...
uykum var benim hoş görün.....

22 Haziran 2011 Çarşamba

oruç aruoba...

yorgun musun? 
yattın mı? 
uyu
düşünme beni. 
ben ki 
hiç düşünülmedim senden önceleri. 

senden öncesi: 
düşüncesi kızgın kumlara serpilen 
azgın yellerle savrulan 
bir damla gibi
bir söz gibi: 
sağır kağıtlara serilen 
sessiz dudaklardan dökülen. 

ben, zaten 
hiç söylenmedim ki senden öncesi. 
uyu artık
söyleme beni. 

yattın mı? 
yorgun musun? 
biraz kıpırdasan uyumadan önce
bilemesen 
nereye koyacağını ellerini, 
biraz oynatsan bileklerini 
düşünürken beni 
uyuyamadan önce
bilsen 
nasıl özlediğimi ellerini 
bileklerini.

17 Haziran 2011 Cuma

in this shirt

I am lost, in our rainbow, now our rainbow has gone,

Overcast, by your shadow, as our worlds move on,

But in this shirt, I can be you, to be near you for a while,

There's a crane, knocking down all those things, that we were,

I awake, in the night, to hear the engines purr,

There's a pain, it does ripple through my frame, makes me lame,

There's a thorn, in my side, it's the shame, it's the pride...

Of you and me, ever changing, moving on now, moving fast,

And his touch, must be wanted, must become, through your ask,

But I need Jake to tell you, that I love you, it never rests,

And I've bled every day now, for a year, for a year,

I did send you a note on the wind for to read....

... Our names there together must have fallen like a seed...

... To the depths of the soil buried deep in the ground,

On the wind, I could hear you, call my name, held the sounds,

I am lost,

I am lost, in our rainbow, now our rainbow has gone,

I am lost, in our rainbow, now our rainbow has gone,

I am lost.

16 Haziran 2011 Perşembe

yıllarca iniyor!

   vsl için bulduğum tek torrent 2.4kb/s demekte...150 gb için hesaplayalım...

13 Haziran 2011 Pazartesi

hafta...

    
  haftanın kitabı demek isterdim ama günün kitabı olup bitiverdi "yerdeniz büyücüsü"...
yarın ilk işim serinin devamını almak olur sanırım...oda,kahve,chet baker,ursula
günü oldu bugün...

...

  cehalet ve din birleşimi...ne korkunç ne kötü...

12 Haziran 2011 Pazar

9 Haziran 2011 Perşembe

bıkbık güvercin!


  halim ne kötü...ama olsun güvercin sevdim ben delice...yavru güvercinler büyük güvercinler pek güvercine benzemeyen güvercinler...evet kuşlara takıntılıyım beni aralarına bırakırsanız hoş olmaz bütün gün ayrılmam yanlarından...öyle işte...

8 Haziran 2011 Çarşamba

kabuklu canlılar....

 "Şimdi benden sana bir soru.. O kabuğunu delebilmen için kıyamet gerçekten gerekli mi ?"

diye biten bir mesaj aldım bugün...ceviz muamelesi gördüm...
butün gün ceviz gibi hissedicem kendimi evet...kabuk falan...

7 Haziran 2011 Salı

kitap efendim... nedir?

   ben henüz bir kitabın "müstehcen" olması sebebiyle türkiyede toplatılıp
basımının durdurulmasını anlamlandıramazken kitabın çevirmenini göz altına
almak nedir?nasıldır...

   kim ne derse desin "windows" dan kat ve kat sağlam bir sistemimiz olsa gerek
yoksa hata raporundan çıkamazdık...sabah haberleri sonrası mavi ekran!!!

   ERROR!
  mantık100000004x..876 bulunamıyor
  sistem şimdi yeniden başlatılacak...
  ohumayğn bırahın yaaauvv!

 ne çok güldüm kendi kendime buralarda....
       

30 Mayıs 2011 Pazartesi

so say we all!

  battlestar galactica...özel yeri vardır...güzeldir...
nedense 3. sezon 9. bölüm ayrı özeldir...defalarca
izlenmiştir...neyse...

29 Mayıs 2011 Pazar

bilinemeyen.

   4:30...telefonum çalıyor...
"bilinmeyen" numara...
konuşuyorum...
anlatıyorum...
1 tık evet 2 tık hayır...
kapatırken 1 tık iyi geceler...
tık-tık diye anlaşıyoruz...
ama iyi geceler demedin bile...

garip...

28 Mayıs 2011 Cumartesi

dont look at me im indiscreet

  take us down and all apart
  cherry tree
  lay us out on the table........

24 Mayıs 2011 Salı

bir garip msn bıkbıkı

ata -:
bak
buradamın
 
Şu anda bir titreşim gönderdiniz.
 
ugur karagulle:
hah
klavyeye uzanıyodum tepki olsun diye titrettim=D
ata -:
http://msalvatrucha.blogspot.com/ ilk yazıyı oku zaten hikate değil
22 Ağustos İnternet Depreminde Yasaklanacak Kelimelerin Tam Listesi (: acayip kelimeler var amk
ugur karagulle:
patlicak ki o iş
=D
 yani
ülkede tecavüz oranı taban yapar ülke nüfusunun üstüne çıkar şaşar kalırız
komşu ülkelerden bile fahri tecavüzcüler gelir bizimkilere fırsat kalmaz intahar oranı da tavan yapar
sonra fahri tecavüzcüler intahar edip ölenlere de tecavüz eder sapıklık oranı da yükselir
ortada tecavüz edicek kimse kalmayınca efkar yaptı baba kalıbına geçer alkolik olurlar alkol oranı da yükselir
ata -:
Burada Süleyman Demirel'in "keraneleri kapatalım da vatandaş bizi mi s**sin" sözünü hatırlatmak geldi içimden.. (:
ugur karagulle:
sonra alkolün fazla kaçması sebebiyle millet umduğunu diil bulduğunu ***** geylik oranı artar
=D
bunlar da benim yorumlarım efendim
saygılar
ata -:
(:
ugur karagulle:
bu konuşmanın üzerine piano çalışmaya gitmem ayrı bir tezat
ata -:
yani

ugur karagulle:
bir de halkın şuanda nükleer savaş öncesi yemek stoğu yaparcasına porno stoğu yaptığı düşüncesindeyim ben
"abi anal da koy bikaçtane lazım olur" gibi kalıp cümleler kuruluyor bence bir yerlerde
ata -:
efsane laf ettin dur
çalıyım
ugur karagulle:
euhueıhlıfsdlgybofyaloıurglaıwrg

23 Mayıs 2011 Pazartesi

....

i can't get to sleep
i think about the implications
of diving in too deep
and possibly the complications

especially at night
i worry over situations
i know I'll be alright
perhaps it's just imagination

day after day it reappears
night after night my heartbeat shows the fear
ghosts appear and fade away
come back another day

16 Mayıs 2011 Pazartesi

15 Mayıs 2011 Pazar

delete...








     bilgisayara format attım...aslında çok sızlandı bu konuda, son 3 saattir uğraştırdı...
  kıskançlıkla izledim ben de o tüm dosyaları anıları her şeyi silerken...tek bir dosya
saklamadım öylece izledim...tatmin edici mi?
-hayır...
     bilgisayar olmak güzel şeymiş ozaman...sevemedim...

bajo la lluvia

   dondurma ve çay saçma şekilde hoşuma gitmekte...hatta kahvaltımı o şekilde yapmış olabilirim...
(evde yalnızım kahvaltı hazırlamaya üşendim şeklinde de açabiliriz durumu evet)

11 Mayıs 2011 Çarşamba

   
  eskiden güzel filmler yapıyormuş insanlar...en sevdiğim filmlerin 1950'lere kadar olması gariptir...
bir şeylerin zaman geçtikce gelişmesi gerekmekte oysa...(bütün gün oturup Gene Kelly filmleri
izlemiş olabilirim evet...)son iki yılda beklediğim filmlerin her biri felaket çıktı...(yalnızca filmler mi?)
neyse...animasyonlar da kötü artık...(marry and max hariç, gerçi "stop motion" hareketsiz duran
bir masa olsa izleyebileceğimi düşünen insanlar var...)

  yaşasın!!!artık çok kaliteli çekimler yapıyoruz...harika teknolojiler kullanıp efektler yaratıyoruz...
ama yaratıcılıktan yoksunuz...yazık bize...bize kalmamış yaratıcılık...bitmiş...

sıkıntı

  futboldan hoşlanmıyorum...aslında hoşlanmadığım şey taraf tutma konusu...
insanların neye bağlı olarak taraf tuttuklarını çözemiyorum...
iki taraftan biri kazanırsa "aha gitti iq bak bak vallahi 50 gitti benden"
açılımında bir şenlikler bir hebelehoy haller...

  ama oynayan adam o takımı tutmuyor...hangisi daha fazla para verirse o takımda
oynuyor o adam...stresini niye ben çekiyorum...bırakın oynasınlar
izleyin falan ama takımı tutma sebebiniz nedir...neye dayanarak tutmaya karar
verdin o takımı...yok hayır sataşmak değil amacım mantık kurmak...

  (yan binadan gelen "maç coşkusu" sesleri üzerine düşündüm evet...
çok sıkılıyor olabilirim ben...)

9 Mayıs 2011 Pazartesi

If I could be who you wanted
If I could be who you wanted all the time

5 Mayıs 2011 Perşembe

You're not bored...you're boring.


     uzunca bir süre kediyi aradım ben...hatta bulunca saçma bir tatmin duygusu bir takim coşkun
hisler....neyse.bulunuz efendim...hızlı bulmayınız...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

3 Mayıs 2011 Salı

komik misiniz?


 
                   camı açıp dışarılara gülmek istiyorum şu saatte!

bulut hikayesi 24

eski yatağında uyandı çelimsiz çocuk...yumuk gözleri,dağınık düşünceleri, yalnızlığı...
dizlerini kendine çekip doğruldu...minik penceresinden dışarı baktı...her-şey
yerli yerindeydi,hiçbir şeyin orada olmaması gerekse de...başını boyası dökülen
duvarına yaslayıp dışarıyı seyretti...renksiz gökyüzünü,biçimsiz ağaçları,ağaç
dallarına yapıştırılmış plastik kuşları...

  her sabah aynı saatte kırmızı yanaklı kız geçiyordu camın önünden...camdaki
yansımasına bakıp yüzünü inceliyor bazen belli belirsiz gülümsüyordu kendisine.
asla farketmiyordu çocuğu...asla görmüyordu camın arkasını...donuktu
kırmızı yanaklı kız...belli etmiyordu iki eliyle arkasında sakladığı düşüncelerini...
bazen,minik bir an onu farkeder gibi olup daha da yaklaşırdı cama...yorganın
altına saklanırdı çelimsiz çocuk...

  ardından yaşlı adam çıkardı karşı evin çatısına...elinde kanatlarıyla...her gün
aynı saatte...kızın gözden kayboluşunun ardından...saatlerce bulutlara bakardı yaşlı
adam...yüzünde gülümsememesiyle...

  her şey aynıydı...her şey yerli yerindeydi...ne eksik ne fazla...ne de daha yeni
eskisinden...

  akşam ruyalarında gökyüzüne yıldızlar çizerdi çelimsiz çocuk...minik parmaklarıyla,
cebinde sakladığı kırık hayalleriyle...biçimsiz evlere minik pencereler çizer
içlerinde insanlar olduğunu hayal ederdi...yaşlı adamın yüzüne ona hiç de yakışmayan
bir gülümseme çizdi bir süre...daha sonra vazgeçti bundan...o ne kadar denese de
yüzünü daha çok buruşturuyordu yaşlı adam...

  bazen camın arkasından kızın yüzüne dokunurdu...camın soğukluğundan
başka bir şey hissedemese de bu onu mutlu ederdi...mutluluğu da alıp
cebimde saklayabilmeliyim demişti hep...daha önceleri bunu denemişti de...
ama ya "bir-kaç dakika" karşılığında yaşlı adama vermek zorunda kalmıi
yada kaybetmişti...

   kızın yaklaştığını gördüğünde düşüncelerinden uzaklaştı çocuk...

    hersabah yaptığı gibi perdelerini kapattı....
    yaşlı adam umutsuzca kanatlarını çırptı...
    kız yansımasına bakıp el salladı....

acımış!






  2 yıl sonra traş oldum...dün...aslında sakaldan çok yüzümü kesme girişiminde bulundum sanıyorum...
yanıyor ama orası...neyse...kaşlarım biraz daha düşerse önümü görmem mümkün olmaz sanıyorum...
zira üst göz kapaklarım görünürde yok artık...sevemedim.

merak

  bugün erken uyandım...gariptir...kahvemi yapıp (kahve ile sorunlarım yok bugünlerde hayır...takmadım ona)
eşliğinde sigara ile cam kenarında tükettim...sakin başladı her-şey...sanırım 7 gibi uyandım...
ağır ağır piano çalıştım...arada camın kenarına gidip sigara ve kedilere atılan laflar...

sakallarımı kestiğim için kendimi garip hissediyorum...sevmedim.


  (ben meraklı bir insanım...fazla meraklı...mesela bloğa 12 kişi mi girmiş bugün...kim bu kişiler diye
bir dolu soru işareti...merak ediyorum ben)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

kahve.

   aslında sadece kahve içmek istiyordum...uyandığımda...
evden uzaklaşmak...odamdan uzaklaşmak...
sonra herşeyden uzaklaşmak...
uzaklaşmak istediğinde her şey üst üste geliyor...
kendinden uzaklaşmak....
ben yalnızca kahve içmek istemiştim...
ama insanlar...
insanlar konuşuyorlar...bitmek bilmeden...durmadan...
günlük sıradan ilginç rutin...sürekli...biri diğerine karışıyor seslerin...
camın arkasındakiler için daha zor...
camın arkasından bakan camın dışındakiler için daha zor diyor...
hayır...dudaklarını okuyorum...
okuduğumu hayal ediyorum öyle söylüyor...
gürültü...
sesler var...duyduklarım-duymadıklarım...
biri diğerine karışan...
insanlar birbirlerini duymak istiyor...insanlar konuşmak istiyor...
ben yalnızca kahve içmek istemiştim...
kahvenin konuşmakla bağlantısını kuramıyorum...
asla rahat iletişim kuramadım...
bir yerden sonra daha sıkı tokalaşmaya başladım...
kendime güvendiğim sanılsın diyerek...
ama insanlar konuşuyor...
duymak istiyor...
birbirlerini duymasınlar diye çalıyor arkada müzik...
sessiz olun...
bilet satan adam geçiyor 2. kez...
3. geçişinde bilet alabilirim...
3. kez geçmesi şartıyla....
kendime şartlar koyuyorum...
sık sık kendime gelmem gerektiğini söylüyorum...
"kendini telkin et" - deniyorum...
akşam uyumadan bütün güveleri odama doldurmuştum...
ben uyurken ışığın etrafında uçuştular...
uyuyana kadar onları izledim...
uyandığımda sadece kahve içmek istiyordum...
hayır iştahım yok...
yalnızca kahve...
aynaya bakmadım...
gözlerimi yumup dişlerimi fırçaladım...
kendimi görmeden çıktım evden...
göz göze gelmedik...
bir süre kaçabilirim...
insanlar var...
kendimi fazla dinliyorum....
kaygı bozukluğu demişti doktorum...
kaygılarım varmış...hemen herşeye...
bu sabah uyandığımda kaygılarım yoktu...
kahve...
10dan geriye sayıyorum bazen...
kendimi telkin edişlerim sırasında...
saymayı yeni öğrenmiş bir çocuk hevesiyle...
sayıları atlayarak...
insanlar kötüler...
güvenilmezler...
ama konuşuyorlar...
bu sabah uyandığımda yalnızca kahve içmek istediğime inandırdım kendimi...
kaygılarım yoktu...
10dan geriye saydım...atlayarak...
10...
9...
8....
5....
2...
1...
eyvah...

1 Mayıs 2011 Pazar

battle star galactica...

Its interesting... betrayal has such a powerful grip on the mind. Its almost like a python, it can squeeze out all other thought, suffocate all other emotion until... everything is dead except for the rage. I'm not talking about anger, I'm talking about rage. I can feel it. Right here, like its gonna burst. I feel like I want to scream. Right now as a matter of fact.


    oturup baştan mı izlesem...
  ata bana, kart oynarken dediğini yapmadığımda:

 -"eee ata sözü dinlicen!" dedi...
ne olduğumu şaşırarak güldüm...hala kötü mü iyi mi kararsızım...

27 Nisan 2011 Çarşamba

tell her this...

   scrubs ve mr bean...kendimi çok kötü hissettiğim günlerde baştan sona oturup
izlemeye başlarım tekrar tekrar...mr.bean in iyi günleri de oldu gerçi...
scrubs izlerken takıldığım şarkılar vardır hatta...gün boyunca tekrar tekrar çalar-durur...
neyse...11 adet kağıt kesiği saydım az önce...gece(dediğim sabah 7 gibi)uykuya dalmadan
kitabı yataktan uzaklaştırmam gerekmekte bence...kağıt neden keser insanı hem...nedir?



Tell her not to go
I ain't holding on no more
Tell her something in my mind freezes up from time to time

Tell her not to cry
I just got scared that's all
Tell her I'll be by her side, all she has to do is call, all she has to do is call

Tell her the chips are down
I drank too much and shouted it aloud
Tell her something in my heart
Needs her more than even clowns need the laughter of the crowd

Tell her what was wrong
I sometimes think to much
But say nothing at all
And tell her from this high terrain, I am ready now to fall, i am ready now to fall

Tell her not to go
I ain't holding on no more
Tell her nothing if not this; all I want to do is kiss her

Tell her something in my mind
Freezes up from time to time.

26 Nisan 2011 Salı

ördek konusu

ugur:
 ben yarın ördek alıcam
 ördek istiyorum ben
ata:
 o değilde ben askere gidiyom
 (:
ugur:
 nezaman?
ata:
 ekim
ugur:
 nerden çıktı lan
ata:
 yoklama geldi asker kaçağı görünüyordum amk gittim onla uğraştım
ugur:
 iyi sen yokken ördeğe ata adını veririm
ata:
 ölürsem (:
 üzülürsün aq 
ugur:
 ölürsen ölü ata deriz ördeğe
 sen sağ gelir de ördek ölmüş olursa sana ördek ata derim ama bilmiş ol
ata:
 hehe o değilde amk komando yede subay ATAHAN SAKALLI yaazıo (:
ugur:
 ikiniz de ölürseniz ölenle ölünmez der susarım
 yedek subay ördek
ata:
 komando ekle pls
 komando ördek
 
ugur:
 komodor
 lokomotif
 pil
 arılarvarbahçedebenevdençıkmıyorumarısokuyobenizamanzaman
 ne kötü halim

ördek ördekördekördekördek!

 yarın ilk işim gidip ördek almak benim.(nokta evet kesin kararım)

22 Nisan 2011 Cuma

How Not to Live Your Life

 evet sevdim ben bunu...bütün gün izledim güldüm falan...
ayrıca mrs. t'nin kendi dizisi olsun...bütün gün sürsün...izlerim
ben...

23:30

 şu an bir şey beni inanılmaz rahatsız etmekte...
miğdemi kaldırırcasına,göğsüne soğuk bir baskı
uygulanıyormuş gibi...ne olduğunu bilmiyorum...
bulamıyorum...bulmak da istemiyorum...

21 Nisan 2011 Perşembe

ben uyurken bana benzemiyorum!

  sabah annem başımda durmuş fotograf çekerek uyandırdı beni...
"burnun senin burnun gibi durmuyodu!?!" dedi...
 uykuya geri döndüm ben...
ayrıca sabahları neden yüzüm kaşınarak uyandığımı da anlamış oldum...
saçlarıma bir haller oluyormuş uyurken...

20 Nisan 2011 Çarşamba

yerim ama sizi!

i hope...

In the belly of the cloud
I was released
You were released
Was it deafeningly loud?
Or was it peace?
Sweet peace

All the streets
All filled with sound
Because it's right
It's for the best
Still I sense
Their judgment now
As we ask for a judgment

I can't sleep until I see you sleeping
Curse my mind and its all-seeing eye
Watch the rise
And wonder if you're breathing
Against your will
You are alive

Iron brick couldn’t notch the wall
That we have made
That we have made
Still you fool yourself to ask
If you had stayed
If we had stayed

At the ringing of a bell
Or at the falling of a tree
If you think of it at all
Remember me
Trust me

I can't breathe until I see you waking
Watching as the scars fall from your eyes
Into a world that you may not remember
I hope you die...

Such a lonely day

Take your hand and walk away....

19 Nisan 2011 Salı

kapalı!

   eyvah blog'a giremiyorum!!!ne biçim giremiyorum,çok acayip a-aaaa!
dememi isterdiniz efendim ama diyemiyorum...yeni uyandığım şu vakitte sizi
hayal kırıklığına uğratıyorum blogları kapatan şahıs.üzgünüm...ama dns ayarını
suçlayınız efendim.zaten yeni uyanmışım ben...
  ama bakınız şöyle yapalım.baştan başlayalım ben size bloga giremiyorum diyeyim...
siz de inanın...nasıl benden herşeyi kapatıp konuşmamamı bekliyorsanız,ben de sizden
inanmanızı bekliyorum...aslında vazgeçtim ben gidip kahvaltı yapayım güzelce...

   eneeeeee blog'a giremiyorum!!!!(yedin mi?)

18 Nisan 2011 Pazartesi

Taslak 02:54 tarihinde kaydedildi?

   s.bucks...kahve içmekten çok kahve soğutuyorum diyelim...zira yıllar sürüyor kahvemin bitmesi.
sürekli uğultular var.yan masadan,cam arkasından.sürekli konuşuyor insanlar,ben dinliyorum...
pek bir şey anlamıyorum,cümleler birbirine karışıyor.sonra eski konuşmalar da giriyor araya.
ben konuşuyorum "bir zamanlar".ben de gürültü olmuşum eskiden ozaman konuşsunlar.

  kahve soğumaya devam ediyor...ben hala dinliyorum karışık cümleleri...önümdeki masa için
fazla büyüğüm sanki...sandalyem için fazla küçük...insanların üzerine konuşma balonları çiziyorum
hayalimde...içlerine anlamadığım kelimeleri dolduruyorum.

  mendil satan adam dördüncükez bölüyor hayalimi...

"ama bu kaçıncı sorman?"
"eve dönüyorum nolur alsan?"

alıyorum...

"bidaha geçersen paramı geri alırım ama!"

gülümsüyorum...son zamanlarda gülümsemeye yabancı olduğumdan daha çok
yüz buruşturmaya benziyor çabam...psikoloğum kaygı bozukluğum olduğunu söylemişti...
bu konuda da kaygılarım var...konudan konuya atlamakta üzerime olmaması ayrı güzel.
konuşurken de böyleyim ama ben...hep "ben ne anlatıyordum?" - lar dolu hayatımda...
garip...

 
   blog...sen de garipsin...
"Taslak 02:54 tarihinde kaydedildi" nedir?tarih mi bu şimdi?
olsun...başlık bulmak için oyalanıyordum ben zaten...sayende başlık buldum...
tey tey?

12 Nisan 2011 Salı

.


   bunu da bir sıkıntı anında yaptım evet...sevdim ben.

blog ben bir şeyler yazdığımda "çakışan düzenlemeler" uyarısı vermekte...
bilgisayardan duyduğum en saçma uyarılar listesine girdi evet.

hastayım ben!!!






 fazla hastayım...hatta yıllardır böyle hasta olmadım ben(bunu her hastalandığımda söylerim...zira nezle
tarafımdan kanser muammelesi görmektedir).ayrıca saçlarım temiz olmaktan çok uzak...saçlarım
şu halde saç olmaktan da çok uzak...yüzüm gözüm şiş...HASTAYIM BEN!meah.
  sabahtan beri aynada kendimi gördükce "tipini ...." diye başlayıp gülmekteyim kendi kendime...
öksürmeyi bile beceremiyorumki ben...kıf kıf kıf kıh..."öksürüyor mu?tiki mi var?"
ayrıca sıkıldım...

6 Nisan 2011 Çarşamba

sıkıldım

benim için fazla sorun olan ama kimseye anlatmadığım şeyleri "bir kağıda yazıp atmam" önerisi...


   " "nassın kağıt?"
    80 sayfalık kareli defterden kopardım seni...yok hayır ortasını aramadım.telli defter."

.......

   eh okadar derin konular anlatacaksam kağıtla da olsa kaynaşmak gerek sanırım...
birbirimizi tanıyalım ısınalım...önce daha gündelik olaylardan konuşalım...
(yok hayır kağıtla aramızda bir şeyler yok...) eh 80 sayfalık defter bitti kaynaşamadan...
yeni defterde devam da edemem ama.aynı defter değilki...yok yok olmaz o iş...
kağıda yaz at falan...

  evet anlamış olsan gerek,sıkıldım ben...
 

29 Mart 2011 Salı

göz doktoru?

  doktora sorunu seslerle anlatmaya çalıştım ben...

"uzaktaki şeylerin etrafında gürültü var"?
-bulanıklar?
-aferin....

 1 derece miyop nedir ki? miyop ne kötü zaten...
hem görüyordum ben ne oldu benim gözlerime birden bire?

23 Mart 2011 Çarşamba

uyku...

gölgesini de peşine takıp yürümeye başladı çelimsiz çocuk...
aceleyle çıkmıştı evinden.ayakkabılarını bağlamamıştı.bağcıkları
sürünüyordu peşinden tıpkı taşımakta zorlandığı kocaman kalbi
gibi...yarım bıraktığı uykusundan kalan kırık ruya parçaları
dağılmıştı tozlu,yaşlı şehre..toplamaya çalışmadı hiç birini,
kırık,keskin kenarlarından korktuğu için.hiç birine değmeden,                                                                             
hiç birine aldırmadan yürümeye devam etti çocuk...nereye
gittiğini bilmiyordu yada aldırmıyordu...

  "bir ses duydu,sesi alıp sakladı daha sonra duyabilmek için..."
bir ruya parçasına takıldı...güçsüz,atsız şovalyeler fırladı
içinden...çok önceleri hikayelerinden atılıp çocuğun ruyalarına
sığınmışlardı...sessiz bir şekilde yürümeye başladılar onunla
birlikte...

  her adımında biraz daha kapanıyordu gözleri.git gide küçülüyordu
yaşlı şehir...bir ruya parçasına daha takıldı ayakları...küçük
bir ev yükseldi gökyüzüne...sonra bulutlara karıştı ev ardında
gözyaşları bırakarak.çok geçmeden birer birer parçalandı ruyalar...
peşi sıra yürüyen masal kahramanları,eski anılar doluydu şimdi...

  uçsuz bucaksız,karanlık bir duvar vardı yolun sonunda...
sakar bir şovalye duvara çarptı,içinden geçip kayboldu ardından...
birer birer duvarın arkasına geçiyordu hayalleri...sonunda yine
yalnız kaldı çocuk...bitkindi...umutsuzdu...dizlerini kendine
çekip oturdu duvarun dibinde...gözlerini yumup ruyasız uykusuna
daldı...

  uykusunun içinde cebinden kaçıverdi sakladığı ses...
ve ne çelimsiz çocuk...nede duvarın arkasında uyuyan
kırmızı yanaklı kız duydu rüzgara kapılıp giden seslerini...

18 Mart 2011 Cuma

örümcek kardeş?

  duvardaki örümcekten korkup kaçmak yerine "öööğümceek kaaaaa-deş! duvaağaaa tıımanmııığğğıış!!"
diye şarkı söyledim ona...sonra ölü güvelerimden birini yanına koyup kaçtım...yer yada arkadaşlık
kurar bilemiyorum...ölü güveleri bir gün örümceklere ikram ederim diye saklıyordum zaten ben...
olmadı?!? ayrıca oyun hamuru kokuyorum ben!hatta bir süre hamur adamlarımın yanında oturdum ama dışladılar beni...yüz vermemeler konuşmamalar falan...

oyuncak hamur oldum ben!!!






hamur bitmiş!!!kalmamış!!!bana kalmamış hamur!!!oyuncak hamur alıp gelene....??? bilemedim ki...

oyuncak hamur bitmiş!





 ben yatıp uyuyorum!

17 Mart 2011 Perşembe

oyuncak hamur?

oyuncak hamurla oynamaktayım...ilk bunu yaptım hatta...kötü oldu ama olsun sevdim ben!

 

uyku kaçmış!

   aslında kaçış değil...hatta çok uykum var...tam dalıcakken sinirleniyorum...
sanırım sinir bu his...saldırma içgüdüsü dolu bir his hatta...acıtma...
3 saat yatakta 15er dakikalık aralıklarla aynı hisle boğuştuktan sonra
yeterince huzursuz olduğuma karar verdim...meah.

 ayrıca zaman 21:23 falan değil...sabahın 7 si...aptal blog!aptal ayarlar!bık!

16 Mart 2011 Çarşamba

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

I'm standing on a stage
Of fear and self-doubt
It's a hollow play
But they'll clap anyway

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

You're standing next to me
My mind holds the key

I'm living in an age
That calls darkness light
Though my language is dead
Still the shapes fill my head

I'm living in an age
Whose name I don't know
Though the fear keeps me moving
Still my heart beats so slow

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

You're standing next to me
My mind holds the key
My body is a

My body is a cage
We take what we're given
Just because you've forgotten
That don't mean you're forgiven

I'm living in an age
That screams my name at night
But when I get to the doorway
There's no one in sight

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

You're standing next to me
My mind holds the key

Set my spirit free
Set my spirit free
Set my body free

15 Mart 2011 Salı

"bulut hikayeleri"

yaşlı adamla çocuğun yolları sık sık kesişmekte...ama adam çocuğa hep ilgisiz davranıyor...çocuksa adamdan korkuyor...yan yana geldiklerinde huzursuz ikisi de...
aslında uzun bir hikaye olarak yazmak istiyorum ileride...şuan sadece vaktim oldukca...aklıma geldikce notlar alıyorum " bulut hikayeleri " diye...

  çelimsiz çocuğun bir evi var...bir hayatı...eski bir yatağı...doğrulurken yatağın çıkardığı sesleri ve odasının simetrik olmaktan çok uzak duvarlarıyla konuşmayı seviyor...
uyumadan önce bulduğu bütün güveleri topluyor...kışın çaydanlıktan çıkan buharın daha çok olması için camını açıyor...bir annesi var...annesi olduğunu hatırlıyor ama
yıllardır odasından çıkmamış...o da girmek istememekte...orda olmamasından yalnızca hayal olmasından korkuyor kendine yakın hissettiği tek insanın...
dışarıda insanlar da var...ama ya onunla saklambaç oynuyorlar yada her biri gün boyunca aynı yöne yürüyüp duruyor...birbirleriyle konuşmadan birbirlerini görmeden...
merak ediyor çocuk...diğer insanlara uymayan tek kişi kırmızı yanaklı kız...siyah beyaz insanların içinde renkli olan tek kisi o...ama asla kesişemiyor yolları...


   çocuk diğer insanlarla birlikte olmak bir şeyler paylaşmak istese de...sanki aynı sayfanın farklı yüzlerine yazılmışca "uzak-yakın" lar birbirlerine...bir arada olabilmek
için sayfasını ışığa tutması soluk hayalleriyle yetinmesi gerekiyor...ay ve güneşin iplerle bağlı olduklarını düşünmekte çocuk..."biri batarken diğerinin çıkması bundan olsa
gerek"...
  
   yaşlı adam da onun kadar ilgili olup bitenle...ama bir parçası olmak,onları düzeltmek yerine, durmalarını istiyor...onun için fazla gürültülü fazla hareketliler...
asla konuşmasalar asla kıpırdamasalar da...evinde siyah beyaz bir televizyonu,yalnızca ileri tuşu çalışan bir kumandası ve kuklaları var...evinin altında
tozlu eski bir sahne...asla ışık almayan, basık, yalnız...plastik dekorlar...ve yine kukla olan seyirciler...hep aynı oyun oynuyor sahnede tekrar tekrar tekrar...
oynayan kuklalar değişiyor sadece...ve diğerleri izliyor gözlerinde plastik gözyaşlarıyla bir zamanlar başrolde oldukları oyunu...oyun bittiğinde ipleri çekiştiriyor yaşlı adam...
kuklalar alkışlıyor...perde kapanıyor...


 ........

14 Mart 2011 Pazartesi

kırmızı


biçimsiz,bulutlara uzanan bir ağacın altında açtı gözlerini çelimsiz çocuk...
ağacın ucu bulutlara dokunmaya çekinircesine kıvrılmıştı.bulutlarsa ağaçtan
kaçarcasına dağılmışlardı gökyüzüne.rüzgara kapılmış sarı yapraklar dışında
hareketsizdi her şey...ellerine baktı çocuk,gövdesi için fazla minikti elleri...
ağaç için fazla büyüktü yapraklar.ve arka planda durması için çizilmiş gibiydi
içi boş biçimsiz evler...
   üzerindeki yaprakları silkeleyip doğruldu çelimsiz çocuk...yaprakların
arasında minik, kırmızı bir kalem buldu.kalemi alıp cebine koydu ve
ağaca tırmanmaya başladı...tırmanırken rüzgara kapılıp gidiyordu hayalleri,
tıpkı yapraklar gibi...her hareketinde çevreye saçılıyordu düşünceleri...
bulutlara yaklaştıkca korkmaya başladı,hiçbir şeyin istediği gibi
gitmeyeceğinden...yada ne istediğini bilmediğini farketmekten korkuyordu...

   saatlerce tırmandı çelimsiz çocuk...herşeyden yüksekteydi şimdi,
tek duvarı olan evlerden,yapraklardan,hayallerden...ne çatılardan birinde
elinde kanatlarla durmuş aşağı bakan yaşlı adamı gördü,nede başını kuyuya
sokmuş şarkı söyleyen kızı...her hareketinde biraz daha yaklaşıyordu bulutlara...

   ağacın kıvrılan ucuna ulaştığında bulutların üzerine atladı çelimsiz çocuk...
bulutlardan başka hiçbir şey göremiyordu artık...bunu düşünmemeye çalıştı...
zaten düşünmeye çalıştıkca dağılıyordu düşünceleri...ve çok yorgundu...
cebindeki minik kalemini çıkartıp bulutu kırmızıya boyadı çelimsiz çocuk...
bitirdiğinde kalan tüm gücüyle sessiz bir çığlık attı...yaşlı adam gözlerini
yumup kendini bıraktı...kırmızı yanaklı kız başını kuyudan çıkarıp
gözyaşlarını sildi...sessizliğe gömüldü şehir...

13 Mart 2011 Pazar

eyvahlar olsun!

   gözlük takmaktan hoşlanmıyorum...lensler gözüme milyon adet toz kaçmış
hissi veriyor...renkli lens takan insanlara da çok gülüyorum onu da araya
sıkıştırayım...ama gözlerim artık eski netliklerinde görmeme kararı aldılar...
gözlerimin benden bağımsız karar almalarına da kızgınım aslında...gözüme
asla lens "kakmamak" fikrinde olduğumdan gözlüğe mahkum kalıyorum...
sevemedim...

12 Mart 2011 Cumartesi

rende!

  traş bıçaklarına birkaç yılda bir yeni bıçak eklenmesi bana, yaşlandığımda
insanların "rende" ile traş olacaklarını düşündürüyor...

11 Mart 2011 Cuma

10 Mart 2011 Perşembe

çekmece ve kağıt gemi...

   çocukluğumda,sabahları evde herkesden önce uyanırsam minik adımlarımla
merdivenleri çıkar mutfağa giderdim...annemin dediği gibi "ortalığı elimden geldiğince
dağıtmaya çalışarak"  kahvaltı hazırlardım...boyumun yetmediği raflara erişmek için
bütün çekmeceleri basamak basamak açıp tırmanırdım...

  bazen dedem uyanmış camın kenarında ıhlamur içiyor olur,beni görünce yanıma
gelirdi...en az benim kadar uydurma kahvaltılar hazırlardı...her zaman cebinde
gizlediği şekerlerin kağıtlarından gemiler yapardı...

  önce çekmeceler için fazla ağırlaştım...sonra kağıt gemileri kendim yapmaya başladım...
sonra gemilerimi haketmeyen insanlara verdim...üzüldü gemiler...

8 Mart 2011 Salı

...dan adam





ruhu eksik olmasa mutlu bile olur...yazık kardan adam yaptım ben.

kar.....

 üşüyerek kardan adam yapmak istiyorum ben...çok üşüyerek...kardan adamdan da çok üşüyerek...

3 Mart 2011 Perşembe

ben bugün...

 ben bugün bunu sevdim...çok sevdim hatta,bütün gün mırıldandım durdum bıkbık.sıkıldım gidiyorum.

28 Şubat 2011 Pazartesi

harmonia

So long ago,
in a dream you were all alone,
you were on your own
dreams that will sing about you.

Come 'round again,
like you did when you'd call my name
when you called my name
told me I would find you

c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon

follow the good example,
that I´ll be your guide

Maybe next time
maybe next time
maybe sometime


So long ago,
in a dream you were all alone,
you were on your own.
In dreams that singed about you.

Come 'round again,
like you did when you called my name,
when you called my name.
And told me where to find you.

c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon

follow the good example,
that I´ll be your guide

Maybe next time
maybe next time
maybe sometime

26 Şubat 2011 Cumartesi

hiç bir şey yapılamıyor!!!

  ne betermişsin sen!allah kahretsin madem seni?

gri...

yumuk gözlerini siyah-beyaz odasında,eski yatağında açtı çelimsiz çocuk...
biri bütün renkleri çalmış gibiydi hayatındaki...biri bütün oyunlarını bozmuştu
daha o oynamaya başlamadan...başını isteksizce kaldırıp minik penceresinden
dışarı baktı...inanamadı...adını bile bilmediği renklere boyanmıştı her yer...
rüzgara kapılmış uçan kuşların gölgeleri dışında siyah yoktu hiçbir yerde...
bir an bile düşünmeden dışarı attı kendini çocuk...

   ...dışarı çıktığında saklanmıştı bütün renkler...sanki biri ondan önce gelip
bozuk bir silgiyle silmişcesine bulanıktı herşey...göremediği insanlar kadar
 soğuktu biçimsiz evler...tanımadığı insanlar kadar iyi saklıyordu günahlarını
 siyah gökyüzü...gri ağaçların dallarında asılı duruyordu renksiz kuşlar,
hiçbirinin cesareti yoktu sırayı bozmaya...aşağı doğru uzanan yola baktı çocuk.
yamuk çizgilerle çizilmişti yol.gitgide kıvrılıyordu,gitgide kayboluyordu,
tıpkı ardında bıraktıkları gibi...

   bozuk yola adım attı çelimsiz çocuk...yürümeye başladı havanın soğuduğunu
farketmeden...ağzından çıkan buhara aldırmadan devam etti...her adımında
bozuluyordu renkler...her adımında kırılıyordu peşinden sürüklediği hayalleri.
herkes saklanmıştı asla başlamadığı oyunda...gözlerini kapatıp 10a kadar saydı...
gözlerini açtığında...kararmıştı heryer...kıvrılan yol kaybolmuştu...karanlığın
içinde adım atmaya bile kortu çocuk...gözlerini kapatıp tekrar saymaya başladı...

  yumuk gözlerini siyah-beyaz odasında,eski yatağında açtı çelimsiz çocuk...
başını isteksizce kaldırıp minik penceresinden dışarı baktı.adını bile bilmediği
 renklere boyanmıştı her yer...
bir an bile düşünmeden dışarı attı kendini çocuk...