26 Ekim 2011 Çarşamba

.....

   zaman,pek bir kısıtlı pek bir yetmez oldu şu ara...
yazmak istediğim tonla şey var aklımın bir köşesinde
birikip duran,yazılmayı bekleyen ama sakin "kafayla"
(artık öyle bir şey mumkünse tabii) yazılması gereken
mailler de var...hiçbir şeye vakit bulamıyorum şu ara,
bazı şeylere ayırdığım vakit ise uykumla çakışıyor ki
hoş değil...s.bucks kahve eşliğinde yaptığım armoni
ödevleri günün kendime ayırdığım tek "an"ları sanırım...
fişlerden yapıp masada bıraktığım kağıt gemileri
panoya asılmış buluyorum her seferinde.hoş...

8 Ekim 2011 Cumartesi

“There must be some way out of here”


   tek bir kural var...açık nokta bırakma...ellerinle sıkıştır yorganı altına.
başınla ve ayaklarınla....artık hiçbir şey giremez...hiçbir korkun alamaz
seni uykundan yada zarar veremez uyumadan önceki hayallerine,
güvendesin....
   çocukken daha kolaydı.uyumadan önce.tek bir kural vardı korunmak
için uyku öncesinde canavarlarından...
   şimdi daha bir nefes alamaz oluyorum yorganın altında...bütün canavarlarım
benimle girmiş yatağa,boğmaya çalışıyorlar beni sessizce,ben düşündükce....
uyku da öyle kolay gelmiyor zaten...en korktuğum canavar olup girmişim yatağa.
uyansam da gitmiyor bazen.ciğerlerim patlayana kadar koştuğumda,bir anlığına
boşalıyor zihnim,sonra yine,yeniden...yada birkaç bin parça puzzle yardım ediyor,
günde yarım saat de olsa...ama uyumadan önce hiçbir şeyin yardımı olmuyor bazen...
    çocukken daha kolaydı sanki,daha kolay başedebiliyordum canavarımla...

"There’s too much confusion, I can’t get no relief"

6 Ekim 2011 Perşembe

.....

  uyanıyorum...bütün gece boyu dudaklarımı yemişim...
bir şeyler yazmam gerekiyor ama yazamıyorum...
yazmak istediklerimin çoğu konu dışı üstelik...
birikmiş,beklemiş...yazamıyorum da...
iyi ki...

3 Ekim 2011 Pazartesi

.....

 bir ses duydu,sesi alıp saklamak istedi daha sonra duyabilmek için.

1 Ekim 2011 Cumartesi

.....

biçimsiz,bulutlara uzanan bir ağacın altında açtı gözlerini çelimsiz çocuk...
ağacın ucu bulutlara dokunmaya çekinircesine kıvrılmıştı.bulutlarsa ağaçtan
kaçarcasına dağılmışlardı gökyüzüne.rüzgara kapılmış sarı yapraklar dışında
hareketsizdi her şey...ellerine baktı çocuk,gövdesi için fazla minikti elleri...
ağaç için fazla büyüktü yapraklar.ve arka planda durması için çizilmiş gibiydi
içi boş biçimsiz evler...
   üzerindeki yaprakları silkeleyip doğruldu çelimsiz çocuk...yaprakların
arasında minik, kırmızı bir kalem buldu.kalemi alıp cebine koydu ve
ağaca tırmanmaya başladı...tırmanırken rüzgara kapılıp gidiyordu hayalleri,
tıpkı yapraklar gibi...her hareketinde çevreye saçılıyordu düşünceleri...
bulutlara yaklaştıkca korkmaya başladı,hiçbir şeyin istediği gibi
gitmeyeceğinden...yada ne istediğini bilmediğini farketmekten korkuyordu...

   saatlerce tırmandı çelimsiz çocuk...herşeyden yüksekteydi şimdi,
tek duvarı olan evlerden,yapraklardan,hayallerden...ne çatılardan birinde
elinde kanatlarla durmuş aşağı bakan yaşlı adamı gördü,nede başını kuyuya
sokmuş şarkı söyleyen kızı...her hareketinde biraz daha yaklaşıyordu bulutlara...

   ağacın kıvrılan ucuna ulaştığında bulutların üzerine atladı çelimsiz çocuk...
bulutlardan başka hiçbir şey göremiyordu artık...bunu düşünmemeye çalıştı...
zaten düşünmeye çalıştıkca dağılıyordu düşünceleri...ve çok yorgundu...
cebindeki minik kalemini çıkartıp bulutu kırmızıya boyadı çelimsiz çocuk...
bitirdiğinde kalan tüm gücüyle sessiz bir çığlık attı...yaşlı adam gözlerini
yumup kendini bıraktı...kırmızı yanaklı kız başını kuyudan çıkarıp
gözyaşlarını sildi...sessizliğe gömüldü şehir...