doktora sorunu seslerle anlatmaya çalıştım ben...
"uzaktaki şeylerin etrafında gürültü var"?
-bulanıklar?
-aferin....
1 derece miyop nedir ki? miyop ne kötü zaten...
hem görüyordum ben ne oldu benim gözlerime birden bire?
29 Mart 2011 Salı
23 Mart 2011 Çarşamba
uyku...
gölgesini de peşine takıp yürümeye başladı çelimsiz çocuk...
aceleyle çıkmıştı evinden.ayakkabılarını bağlamamıştı.bağcıkları
sürünüyordu peşinden tıpkı taşımakta zorlandığı kocaman kalbi
gibi...yarım bıraktığı uykusundan kalan kırık ruya parçaları
dağılmıştı tozlu,yaşlı şehre..toplamaya çalışmadı hiç birini,
kırık,keskin kenarlarından korktuğu için.hiç birine değmeden,
hiç birine aldırmadan yürümeye devam etti çocuk...nereye
gittiğini bilmiyordu yada aldırmıyordu...
"bir ses duydu,sesi alıp sakladı daha sonra duyabilmek için..."
bir ruya parçasına takıldı...güçsüz,atsız şovalyeler fırladı
içinden...çok önceleri hikayelerinden atılıp çocuğun ruyalarına
sığınmışlardı...sessiz bir şekilde yürümeye başladılar onunla
birlikte...
her adımında biraz daha kapanıyordu gözleri.git gide küçülüyordu
yaşlı şehir...bir ruya parçasına daha takıldı ayakları...küçük
bir ev yükseldi gökyüzüne...sonra bulutlara karıştı ev ardında
gözyaşları bırakarak.çok geçmeden birer birer parçalandı ruyalar...
peşi sıra yürüyen masal kahramanları,eski anılar doluydu şimdi...
uçsuz bucaksız,karanlık bir duvar vardı yolun sonunda...
sakar bir şovalye duvara çarptı,içinden geçip kayboldu ardından...
birer birer duvarın arkasına geçiyordu hayalleri...sonunda yine
yalnız kaldı çocuk...bitkindi...umutsuzdu...dizlerini kendine
çekip oturdu duvarun dibinde...gözlerini yumup ruyasız uykusuna
daldı...
uykusunun içinde cebinden kaçıverdi sakladığı ses...
ve ne çelimsiz çocuk...nede duvarın arkasında uyuyan
kırmızı yanaklı kız duydu rüzgara kapılıp giden seslerini...
aceleyle çıkmıştı evinden.ayakkabılarını bağlamamıştı.bağcıkları
sürünüyordu peşinden tıpkı taşımakta zorlandığı kocaman kalbi
gibi...yarım bıraktığı uykusundan kalan kırık ruya parçaları
dağılmıştı tozlu,yaşlı şehre..toplamaya çalışmadı hiç birini,
kırık,keskin kenarlarından korktuğu için.hiç birine değmeden,
hiç birine aldırmadan yürümeye devam etti çocuk...nereye
gittiğini bilmiyordu yada aldırmıyordu...
"bir ses duydu,sesi alıp sakladı daha sonra duyabilmek için..."
bir ruya parçasına takıldı...güçsüz,atsız şovalyeler fırladı
içinden...çok önceleri hikayelerinden atılıp çocuğun ruyalarına
sığınmışlardı...sessiz bir şekilde yürümeye başladılar onunla
birlikte...
her adımında biraz daha kapanıyordu gözleri.git gide küçülüyordu
yaşlı şehir...bir ruya parçasına daha takıldı ayakları...küçük
bir ev yükseldi gökyüzüne...sonra bulutlara karıştı ev ardında
gözyaşları bırakarak.çok geçmeden birer birer parçalandı ruyalar...
peşi sıra yürüyen masal kahramanları,eski anılar doluydu şimdi...
uçsuz bucaksız,karanlık bir duvar vardı yolun sonunda...
sakar bir şovalye duvara çarptı,içinden geçip kayboldu ardından...
birer birer duvarın arkasına geçiyordu hayalleri...sonunda yine
yalnız kaldı çocuk...bitkindi...umutsuzdu...dizlerini kendine
çekip oturdu duvarun dibinde...gözlerini yumup ruyasız uykusuna
daldı...
uykusunun içinde cebinden kaçıverdi sakladığı ses...
ve ne çelimsiz çocuk...nede duvarın arkasında uyuyan
kırmızı yanaklı kız duydu rüzgara kapılıp giden seslerini...
20 Mart 2011 Pazar
18 Mart 2011 Cuma
örümcek kardeş?
duvardaki örümcekten korkup kaçmak yerine "öööğümceek kaaaaa-deş! duvaağaaa tıımanmııığğğıış!!"
diye şarkı söyledim ona...sonra ölü güvelerimden birini yanına koyup kaçtım...yer yada arkadaşlık
kurar bilemiyorum...ölü güveleri bir gün örümceklere ikram ederim diye saklıyordum zaten ben...
olmadı?!? ayrıca oyun hamuru kokuyorum ben!hatta bir süre hamur adamlarımın yanında oturdum ama dışladılar beni...yüz vermemeler konuşmamalar falan...
diye şarkı söyledim ona...sonra ölü güvelerimden birini yanına koyup kaçtım...yer yada arkadaşlık
kurar bilemiyorum...ölü güveleri bir gün örümceklere ikram ederim diye saklıyordum zaten ben...
olmadı?!? ayrıca oyun hamuru kokuyorum ben!hatta bir süre hamur adamlarımın yanında oturdum ama dışladılar beni...yüz vermemeler konuşmamalar falan...
17 Mart 2011 Perşembe
uyku kaçmış!
aslında kaçış değil...hatta çok uykum var...tam dalıcakken sinirleniyorum...
sanırım sinir bu his...saldırma içgüdüsü dolu bir his hatta...acıtma...
3 saat yatakta 15er dakikalık aralıklarla aynı hisle boğuştuktan sonra
yeterince huzursuz olduğuma karar verdim...meah.
ayrıca zaman 21:23 falan değil...sabahın 7 si...aptal blog!aptal ayarlar!bık!
sanırım sinir bu his...saldırma içgüdüsü dolu bir his hatta...acıtma...
3 saat yatakta 15er dakikalık aralıklarla aynı hisle boğuştuktan sonra
yeterince huzursuz olduğuma karar verdim...meah.
ayrıca zaman 21:23 falan değil...sabahın 7 si...aptal blog!aptal ayarlar!bık!
16 Mart 2011 Çarşamba
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
I'm standing on a stage
Of fear and self-doubt
It's a hollow play
But they'll clap anyway
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
You're standing next to me
My mind holds the key
I'm living in an age
That calls darkness light
Though my language is dead
Still the shapes fill my head
I'm living in an age
Whose name I don't know
Though the fear keeps me moving
Still my heart beats so slow
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
You're standing next to me
My mind holds the key
My body is a
My body is a cage
I'm living in an age
That screams my name at night
But when I get to the doorway
There's no one in sight
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
You're standing next to me
My mind holds the key
Set my spirit free
Set my spirit free
Set my body free
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
I'm standing on a stage
Of fear and self-doubt
It's a hollow play
But they'll clap anyway
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
You're standing next to me
My mind holds the key
I'm living in an age
That calls darkness light
Though my language is dead
Still the shapes fill my head
I'm living in an age
Whose name I don't know
Though the fear keeps me moving
Still my heart beats so slow
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
You're standing next to me
My mind holds the key
My body is a
My body is a cage
We take what we're given
Just because you've forgotten
That don't mean you're forgiven
I'm living in an age
That screams my name at night
But when I get to the doorway
There's no one in sight
My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key
You're standing next to me
My mind holds the key
Set my spirit free
Set my spirit free
Set my body free
15 Mart 2011 Salı
"bulut hikayeleri"
yaşlı adamla çocuğun yolları sık sık kesişmekte...ama adam çocuğa hep ilgisiz davranıyor...çocuksa adamdan korkuyor...yan yana geldiklerinde huzursuz ikisi de...
aslında uzun bir hikaye olarak yazmak istiyorum ileride...şuan sadece vaktim oldukca...aklıma geldikce notlar alıyorum " bulut hikayeleri " diye...
çelimsiz çocuğun bir evi var...bir hayatı...eski bir yatağı...doğrulurken yatağın çıkardığı sesleri ve odasının simetrik olmaktan çok uzak duvarlarıyla konuşmayı seviyor...
uyumadan önce bulduğu bütün güveleri topluyor...kışın çaydanlıktan çıkan buharın daha çok olması için camını açıyor...bir annesi var...annesi olduğunu hatırlıyor ama
yıllardır odasından çıkmamış...o da girmek istememekte...orda olmamasından yalnızca hayal olmasından korkuyor kendine yakın hissettiği tek insanın...
dışarıda insanlar da var...ama ya onunla saklambaç oynuyorlar yada her biri gün boyunca aynı yöne yürüyüp duruyor...birbirleriyle konuşmadan birbirlerini görmeden...
merak ediyor çocuk...diğer insanlara uymayan tek kişi kırmızı yanaklı kız...siyah beyaz insanların içinde renkli olan tek kisi o...ama asla kesişemiyor yolları...
çocuk diğer insanlarla birlikte olmak bir şeyler paylaşmak istese de...sanki aynı sayfanın farklı yüzlerine yazılmışca "uzak-yakın" lar birbirlerine...bir arada olabilmek
için sayfasını ışığa tutması soluk hayalleriyle yetinmesi gerekiyor...ay ve güneşin iplerle bağlı olduklarını düşünmekte çocuk..."biri batarken diğerinin çıkması bundan olsa
gerek"...
yaşlı adam da onun kadar ilgili olup bitenle...ama bir parçası olmak,onları düzeltmek yerine, durmalarını istiyor...onun için fazla gürültülü fazla hareketliler...
asla konuşmasalar asla kıpırdamasalar da...evinde siyah beyaz bir televizyonu,yalnızca ileri tuşu çalışan bir kumandası ve kuklaları var...evinin altında
tozlu eski bir sahne...asla ışık almayan, basık, yalnız...plastik dekorlar...ve yine kukla olan seyirciler...hep aynı oyun oynuyor sahnede tekrar tekrar tekrar...
oynayan kuklalar değişiyor sadece...ve diğerleri izliyor gözlerinde plastik gözyaşlarıyla bir zamanlar başrolde oldukları oyunu...oyun bittiğinde ipleri çekiştiriyor yaşlı adam...
kuklalar alkışlıyor...perde kapanıyor...
........
aslında uzun bir hikaye olarak yazmak istiyorum ileride...şuan sadece vaktim oldukca...aklıma geldikce notlar alıyorum " bulut hikayeleri " diye...
çelimsiz çocuğun bir evi var...bir hayatı...eski bir yatağı...doğrulurken yatağın çıkardığı sesleri ve odasının simetrik olmaktan çok uzak duvarlarıyla konuşmayı seviyor...
uyumadan önce bulduğu bütün güveleri topluyor...kışın çaydanlıktan çıkan buharın daha çok olması için camını açıyor...bir annesi var...annesi olduğunu hatırlıyor ama
yıllardır odasından çıkmamış...o da girmek istememekte...orda olmamasından yalnızca hayal olmasından korkuyor kendine yakın hissettiği tek insanın...
dışarıda insanlar da var...ama ya onunla saklambaç oynuyorlar yada her biri gün boyunca aynı yöne yürüyüp duruyor...birbirleriyle konuşmadan birbirlerini görmeden...
merak ediyor çocuk...diğer insanlara uymayan tek kişi kırmızı yanaklı kız...siyah beyaz insanların içinde renkli olan tek kisi o...ama asla kesişemiyor yolları...
çocuk diğer insanlarla birlikte olmak bir şeyler paylaşmak istese de...sanki aynı sayfanın farklı yüzlerine yazılmışca "uzak-yakın" lar birbirlerine...bir arada olabilmek
için sayfasını ışığa tutması soluk hayalleriyle yetinmesi gerekiyor...ay ve güneşin iplerle bağlı olduklarını düşünmekte çocuk..."biri batarken diğerinin çıkması bundan olsa
gerek"...
yaşlı adam da onun kadar ilgili olup bitenle...ama bir parçası olmak,onları düzeltmek yerine, durmalarını istiyor...onun için fazla gürültülü fazla hareketliler...
asla konuşmasalar asla kıpırdamasalar da...evinde siyah beyaz bir televizyonu,yalnızca ileri tuşu çalışan bir kumandası ve kuklaları var...evinin altında
tozlu eski bir sahne...asla ışık almayan, basık, yalnız...plastik dekorlar...ve yine kukla olan seyirciler...hep aynı oyun oynuyor sahnede tekrar tekrar tekrar...
oynayan kuklalar değişiyor sadece...ve diğerleri izliyor gözlerinde plastik gözyaşlarıyla bir zamanlar başrolde oldukları oyunu...oyun bittiğinde ipleri çekiştiriyor yaşlı adam...
kuklalar alkışlıyor...perde kapanıyor...
........
14 Mart 2011 Pazartesi
kırmızı
biçimsiz,bulutlara uzanan bir ağacın altında açtı gözlerini çelimsiz çocuk...
ağacın ucu bulutlara dokunmaya çekinircesine kıvrılmıştı.bulutlarsa ağaçtan
kaçarcasına dağılmışlardı gökyüzüne.rüzgara kapılmış sarı yapraklar dışında
hareketsizdi her şey...ellerine baktı çocuk,gövdesi için fazla minikti elleri...
ağaç için fazla büyüktü yapraklar.ve arka planda durması için çizilmiş gibiydi
içi boş biçimsiz evler...
üzerindeki yaprakları silkeleyip doğruldu çelimsiz çocuk...yaprakların
arasında minik, kırmızı bir kalem buldu.kalemi alıp cebine koydu ve
ağaca tırmanmaya başladı...tırmanırken rüzgara kapılıp gidiyordu hayalleri,
tıpkı yapraklar gibi...her hareketinde çevreye saçılıyordu düşünceleri...
bulutlara yaklaştıkca korkmaya başladı,hiçbir şeyin istediği gibi
gitmeyeceğinden...yada ne istediğini bilmediğini farketmekten korkuyordu...
saatlerce tırmandı çelimsiz çocuk...herşeyden yüksekteydi şimdi,
tek duvarı olan evlerden,yapraklardan,hayallerden...ne çatılardan birinde
elinde kanatlarla durmuş aşağı bakan yaşlı adamı gördü,nede başını kuyuya
sokmuş şarkı söyleyen kızı...her hareketinde biraz daha yaklaşıyordu bulutlara...
ağacın kıvrılan ucuna ulaştığında bulutların üzerine atladı çelimsiz çocuk...
bulutlardan başka hiçbir şey göremiyordu artık...bunu düşünmemeye çalıştı...
zaten düşünmeye çalıştıkca dağılıyordu düşünceleri...ve çok yorgundu...
cebindeki minik kalemini çıkartıp bulutu kırmızıya boyadı çelimsiz çocuk...
bitirdiğinde kalan tüm gücüyle sessiz bir çığlık attı...yaşlı adam gözlerini
yumup kendini bıraktı...kırmızı yanaklı kız başını kuyudan çıkarıp
gözyaşlarını sildi...sessizliğe gömüldü şehir...
13 Mart 2011 Pazar
eyvahlar olsun!
gözlük takmaktan hoşlanmıyorum...lensler gözüme milyon adet toz kaçmış
hissi veriyor...renkli lens takan insanlara da çok gülüyorum onu da araya
sıkıştırayım...ama gözlerim artık eski netliklerinde görmeme kararı aldılar...
gözlerimin benden bağımsız karar almalarına da kızgınım aslında...gözüme
asla lens "kakmamak" fikrinde olduğumdan gözlüğe mahkum kalıyorum...
sevemedim...
hissi veriyor...renkli lens takan insanlara da çok gülüyorum onu da araya
sıkıştırayım...ama gözlerim artık eski netliklerinde görmeme kararı aldılar...
gözlerimin benden bağımsız karar almalarına da kızgınım aslında...gözüme
asla lens "kakmamak" fikrinde olduğumdan gözlüğe mahkum kalıyorum...
sevemedim...
12 Mart 2011 Cumartesi
rende!
traş bıçaklarına birkaç yılda bir yeni bıçak eklenmesi bana, yaşlandığımda
insanların "rende" ile traş olacaklarını düşündürüyor...
insanların "rende" ile traş olacaklarını düşündürüyor...
11 Mart 2011 Cuma
10 Mart 2011 Perşembe
çekmece ve kağıt gemi...
çocukluğumda,sabahları evde herkesden önce uyanırsam minik adımlarımla
merdivenleri çıkar mutfağa giderdim...annemin dediği gibi "ortalığı elimden geldiğince
dağıtmaya çalışarak" kahvaltı hazırlardım...boyumun yetmediği raflara erişmek için
bütün çekmeceleri basamak basamak açıp tırmanırdım...
bazen dedem uyanmış camın kenarında ıhlamur içiyor olur,beni görünce yanıma
gelirdi...en az benim kadar uydurma kahvaltılar hazırlardı...her zaman cebinde
gizlediği şekerlerin kağıtlarından gemiler yapardı...
önce çekmeceler için fazla ağırlaştım...sonra kağıt gemileri kendim yapmaya başladım...
sonra gemilerimi haketmeyen insanlara verdim...üzüldü gemiler...
merdivenleri çıkar mutfağa giderdim...annemin dediği gibi "ortalığı elimden geldiğince
dağıtmaya çalışarak" kahvaltı hazırlardım...boyumun yetmediği raflara erişmek için
bütün çekmeceleri basamak basamak açıp tırmanırdım...
bazen dedem uyanmış camın kenarında ıhlamur içiyor olur,beni görünce yanıma
gelirdi...en az benim kadar uydurma kahvaltılar hazırlardı...her zaman cebinde
gizlediği şekerlerin kağıtlarından gemiler yapardı...
önce çekmeceler için fazla ağırlaştım...sonra kağıt gemileri kendim yapmaya başladım...
sonra gemilerimi haketmeyen insanlara verdim...üzüldü gemiler...
8 Mart 2011 Salı
kar.....
üşüyerek kardan adam yapmak istiyorum ben...çok üşüyerek...kardan adamdan da çok üşüyerek...
3 Mart 2011 Perşembe
ben bugün...
ben bugün bunu sevdim...çok sevdim hatta,bütün gün mırıldandım durdum bıkbık.sıkıldım gidiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















