battlestar galactica...özel yeri vardır...güzeldir...
nedense 3. sezon 9. bölüm ayrı özeldir...defalarca
izlenmiştir...neyse...
30 Mayıs 2011 Pazartesi
29 Mayıs 2011 Pazar
bilinemeyen.
4:30...telefonum çalıyor...
"bilinmeyen" numara...
konuşuyorum...
anlatıyorum...
1 tık evet 2 tık hayır...
kapatırken 1 tık iyi geceler...
tık-tık diye anlaşıyoruz...
ama iyi geceler demedin bile...
garip...
"bilinmeyen" numara...
konuşuyorum...
anlatıyorum...
1 tık evet 2 tık hayır...
kapatırken 1 tık iyi geceler...
tık-tık diye anlaşıyoruz...
ama iyi geceler demedin bile...
garip...
28 Mayıs 2011 Cumartesi
dont look at me im indiscreet
take us down and all apart
cherry tree
lay us out on the table........
cherry tree
lay us out on the table........
24 Mayıs 2011 Salı
bir garip msn bıkbıkı
ata -:
bak
buradamın
Şu anda bir titreşim gönderdiniz.
ugur karagulle:
hah
klavyeye uzanıyodum tepki olsun diye titrettim=D
ata -:
http://msalvatrucha.blogspot.com/ ilk yazıyı oku zaten hikate değil
22 Ağustos İnternet Depreminde Yasaklanacak Kelimelerin Tam Listesi (: acayip kelimeler var amk
ugur karagulle:
patlicak ki o iş
=D
yani
ülkede tecavüz oranı taban yapar ülke nüfusunun üstüne çıkar şaşar kalırız
komşu ülkelerden bile fahri tecavüzcüler gelir bizimkilere fırsat kalmaz intahar oranı da tavan yapar
sonra fahri tecavüzcüler intahar edip ölenlere de tecavüz eder sapıklık oranı da yükselir
ortada tecavüz edicek kimse kalmayınca efkar yaptı baba kalıbına geçer alkolik olurlar alkol oranı da yükselir
ata -:
Burada Süleyman Demirel'in "keraneleri kapatalım da vatandaş bizi mi s**sin" sözünü hatırlatmak geldi içimden.. (:
ugur karagulle:
sonra alkolün fazla kaçması sebebiyle millet umduğunu diil bulduğunu ***** geylik oranı artar
=D
bunlar da benim yorumlarım efendim
saygılar
ata -:
(:
ugur karagulle:
bu konuşmanın üzerine piano çalışmaya gitmem ayrı bir tezat
ata -:
yani
ugur karagulle:
bir de halkın şuanda nükleer savaş öncesi yemek stoğu yaparcasına porno stoğu yaptığı düşüncesindeyim ben
"abi anal da koy bikaçtane lazım olur" gibi kalıp cümleler kuruluyor bence bir yerlerde
ata -:
efsane laf ettin dur
çalıyım
ugur karagulle:
euhueıhlıfsdlgybofyaloıurglaıwrg
bak
buradamın
Şu anda bir titreşim gönderdiniz.
ugur karagulle:
hah
klavyeye uzanıyodum tepki olsun diye titrettim=D
ata -:
http://msalvatrucha.blogspot.com/ ilk yazıyı oku zaten hikate değil
22 Ağustos İnternet Depreminde Yasaklanacak Kelimelerin Tam Listesi (: acayip kelimeler var amk
ugur karagulle:
patlicak ki o iş
=D
yani
ülkede tecavüz oranı taban yapar ülke nüfusunun üstüne çıkar şaşar kalırız
komşu ülkelerden bile fahri tecavüzcüler gelir bizimkilere fırsat kalmaz intahar oranı da tavan yapar
sonra fahri tecavüzcüler intahar edip ölenlere de tecavüz eder sapıklık oranı da yükselir
ortada tecavüz edicek kimse kalmayınca efkar yaptı baba kalıbına geçer alkolik olurlar alkol oranı da yükselir
ata -:
Burada Süleyman Demirel'in "keraneleri kapatalım da vatandaş bizi mi s**sin" sözünü hatırlatmak geldi içimden.. (:
ugur karagulle:
sonra alkolün fazla kaçması sebebiyle millet umduğunu diil bulduğunu ***** geylik oranı artar
=D
bunlar da benim yorumlarım efendim
saygılar
ata -:
(:
ugur karagulle:
bu konuşmanın üzerine piano çalışmaya gitmem ayrı bir tezat
ata -:
yani
ugur karagulle:
bir de halkın şuanda nükleer savaş öncesi yemek stoğu yaparcasına porno stoğu yaptığı düşüncesindeyim ben
"abi anal da koy bikaçtane lazım olur" gibi kalıp cümleler kuruluyor bence bir yerlerde
ata -:
efsane laf ettin dur
çalıyım
ugur karagulle:
euhueıhlıfsdlgybofyaloıurglaıwrg
23 Mayıs 2011 Pazartesi
....
i can't get to sleep
i think about the implications
of diving in too deep
and possibly the complications
especially at night
i worry over situations
i know I'll be alright
perhaps it's just imagination
day after day it reappears
night after night my heartbeat shows the fear
ghosts appear and fade away
come back another day
i think about the implications
of diving in too deep
and possibly the complications
especially at night
i worry over situations
i know I'll be alright
perhaps it's just imagination
day after day it reappears
night after night my heartbeat shows the fear
ghosts appear and fade away
come back another day
16 Mayıs 2011 Pazartesi
15 Mayıs 2011 Pazar
delete...
bilgisayara format attım...aslında çok sızlandı bu konuda, son 3 saattir uğraştırdı...
kıskançlıkla izledim ben de o tüm dosyaları anıları her şeyi silerken...tek bir dosya
saklamadım öylece izledim...tatmin edici mi?
-hayır...
bilgisayar olmak güzel şeymiş ozaman...sevemedim...
bajo la lluvia
dondurma ve çay saçma şekilde hoşuma gitmekte...hatta kahvaltımı o şekilde yapmış olabilirim...
(evde yalnızım kahvaltı hazırlamaya üşendim şeklinde de açabiliriz durumu evet)
(evde yalnızım kahvaltı hazırlamaya üşendim şeklinde de açabiliriz durumu evet)
11 Mayıs 2011 Çarşamba
eskiden güzel filmler yapıyormuş insanlar...en sevdiğim filmlerin 1950'lere kadar olması gariptir...
bir şeylerin zaman geçtikce gelişmesi gerekmekte oysa...(bütün gün oturup Gene Kelly filmleri
izlemiş olabilirim evet...)son iki yılda beklediğim filmlerin her biri felaket çıktı...(yalnızca filmler mi?)
neyse...animasyonlar da kötü artık...(marry and max hariç, gerçi "stop motion" hareketsiz duran
bir masa olsa izleyebileceğimi düşünen insanlar var...)
yaşasın!!!artık çok kaliteli çekimler yapıyoruz...harika teknolojiler kullanıp efektler yaratıyoruz...
ama yaratıcılıktan yoksunuz...yazık bize...bize kalmamış yaratıcılık...bitmiş...
sıkıntı
futboldan hoşlanmıyorum...aslında hoşlanmadığım şey taraf tutma konusu...
insanların neye bağlı olarak taraf tuttuklarını çözemiyorum...
iki taraftan biri kazanırsa "aha gitti iq bak bak vallahi 50 gitti benden"
açılımında bir şenlikler bir hebelehoy haller...
ama oynayan adam o takımı tutmuyor...hangisi daha fazla para verirse o takımda
oynuyor o adam...stresini niye ben çekiyorum...bırakın oynasınlar
izleyin falan ama takımı tutma sebebiniz nedir...neye dayanarak tutmaya karar
verdin o takımı...yok hayır sataşmak değil amacım mantık kurmak...
(yan binadan gelen "maç coşkusu" sesleri üzerine düşündüm evet...
çok sıkılıyor olabilirim ben...)
insanların neye bağlı olarak taraf tuttuklarını çözemiyorum...
iki taraftan biri kazanırsa "aha gitti iq bak bak vallahi 50 gitti benden"
açılımında bir şenlikler bir hebelehoy haller...
ama oynayan adam o takımı tutmuyor...hangisi daha fazla para verirse o takımda
oynuyor o adam...stresini niye ben çekiyorum...bırakın oynasınlar
izleyin falan ama takımı tutma sebebiniz nedir...neye dayanarak tutmaya karar
verdin o takımı...yok hayır sataşmak değil amacım mantık kurmak...
(yan binadan gelen "maç coşkusu" sesleri üzerine düşündüm evet...
çok sıkılıyor olabilirim ben...)
5 Mayıs 2011 Perşembe
You're not bored...you're boring.
hisler....neyse.bulunuz efendim...hızlı bulmayınız...
4 Mayıs 2011 Çarşamba
sıkılmış
birileri haydi çık satranç oynayalım bir şeyler içelim hem insanlarla da dalga geçeriz dese?
olmuyo mu öyle?sıkıldım ben.
olmuyo mu öyle?sıkıldım ben.
3 Mayıs 2011 Salı
bulut hikayesi 24
eski yatağında uyandı çelimsiz çocuk...yumuk gözleri,dağınık düşünceleri, yalnızlığı...
dizlerini kendine çekip doğruldu...minik penceresinden dışarı baktı...her-şey
yerli yerindeydi,hiçbir şeyin orada olmaması gerekse de...başını boyası dökülen
duvarına yaslayıp dışarıyı seyretti...renksiz gökyüzünü,biçimsiz ağaçları,ağaç
dallarına yapıştırılmış plastik kuşları...
her sabah aynı saatte kırmızı yanaklı kız geçiyordu camın önünden...camdaki
yansımasına bakıp yüzünü inceliyor bazen belli belirsiz gülümsüyordu kendisine.
asla farketmiyordu çocuğu...asla görmüyordu camın arkasını...donuktu
kırmızı yanaklı kız...belli etmiyordu iki eliyle arkasında sakladığı düşüncelerini...
bazen,minik bir an onu farkeder gibi olup daha da yaklaşırdı cama...yorganın
altına saklanırdı çelimsiz çocuk...
ardından yaşlı adam çıkardı karşı evin çatısına...elinde kanatlarıyla...her gün
aynı saatte...kızın gözden kayboluşunun ardından...saatlerce bulutlara bakardı yaşlı
adam...yüzünde gülümsememesiyle...
her şey aynıydı...her şey yerli yerindeydi...ne eksik ne fazla...ne de daha yeni
eskisinden...
akşam ruyalarında gökyüzüne yıldızlar çizerdi çelimsiz çocuk...minik parmaklarıyla,
cebinde sakladığı kırık hayalleriyle...biçimsiz evlere minik pencereler çizer
içlerinde insanlar olduğunu hayal ederdi...yaşlı adamın yüzüne ona hiç de yakışmayan
bir gülümseme çizdi bir süre...daha sonra vazgeçti bundan...o ne kadar denese de
yüzünü daha çok buruşturuyordu yaşlı adam...
bazen camın arkasından kızın yüzüne dokunurdu...camın soğukluğundan
başka bir şey hissedemese de bu onu mutlu ederdi...mutluluğu da alıp
cebimde saklayabilmeliyim demişti hep...daha önceleri bunu denemişti de...
ama ya "bir-kaç dakika" karşılığında yaşlı adama vermek zorunda kalmıi
yada kaybetmişti...
kızın yaklaştığını gördüğünde düşüncelerinden uzaklaştı çocuk...
hersabah yaptığı gibi perdelerini kapattı....
yaşlı adam umutsuzca kanatlarını çırptı...
kız yansımasına bakıp el salladı....
dizlerini kendine çekip doğruldu...minik penceresinden dışarı baktı...her-şey
yerli yerindeydi,hiçbir şeyin orada olmaması gerekse de...başını boyası dökülen
duvarına yaslayıp dışarıyı seyretti...renksiz gökyüzünü,biçimsiz ağaçları,ağaç
dallarına yapıştırılmış plastik kuşları...
her sabah aynı saatte kırmızı yanaklı kız geçiyordu camın önünden...camdaki
yansımasına bakıp yüzünü inceliyor bazen belli belirsiz gülümsüyordu kendisine.
asla farketmiyordu çocuğu...asla görmüyordu camın arkasını...donuktu
kırmızı yanaklı kız...belli etmiyordu iki eliyle arkasında sakladığı düşüncelerini...
bazen,minik bir an onu farkeder gibi olup daha da yaklaşırdı cama...yorganın
altına saklanırdı çelimsiz çocuk...
ardından yaşlı adam çıkardı karşı evin çatısına...elinde kanatlarıyla...her gün
aynı saatte...kızın gözden kayboluşunun ardından...saatlerce bulutlara bakardı yaşlı
adam...yüzünde gülümsememesiyle...
her şey aynıydı...her şey yerli yerindeydi...ne eksik ne fazla...ne de daha yeni
eskisinden...
akşam ruyalarında gökyüzüne yıldızlar çizerdi çelimsiz çocuk...minik parmaklarıyla,
cebinde sakladığı kırık hayalleriyle...biçimsiz evlere minik pencereler çizer
içlerinde insanlar olduğunu hayal ederdi...yaşlı adamın yüzüne ona hiç de yakışmayan
bir gülümseme çizdi bir süre...daha sonra vazgeçti bundan...o ne kadar denese de
yüzünü daha çok buruşturuyordu yaşlı adam...
bazen camın arkasından kızın yüzüne dokunurdu...camın soğukluğundan
başka bir şey hissedemese de bu onu mutlu ederdi...mutluluğu da alıp
cebimde saklayabilmeliyim demişti hep...daha önceleri bunu denemişti de...
ama ya "bir-kaç dakika" karşılığında yaşlı adama vermek zorunda kalmıi
yada kaybetmişti...
kızın yaklaştığını gördüğünde düşüncelerinden uzaklaştı çocuk...
hersabah yaptığı gibi perdelerini kapattı....
yaşlı adam umutsuzca kanatlarını çırptı...
kız yansımasına bakıp el salladı....
acımış!
2 yıl sonra traş oldum...dün...aslında sakaldan çok yüzümü kesme girişiminde bulundum sanıyorum...
yanıyor ama orası...neyse...kaşlarım biraz daha düşerse önümü görmem mümkün olmaz sanıyorum...
zira üst göz kapaklarım görünürde yok artık...sevemedim.
merak
bugün erken uyandım...gariptir...kahvemi yapıp (kahve ile sorunlarım yok bugünlerde hayır...takmadım ona)
eşliğinde sigara ile cam kenarında tükettim...sakin başladı her-şey...sanırım 7 gibi uyandım...
ağır ağır piano çalıştım...arada camın kenarına gidip sigara ve kedilere atılan laflar...
sakallarımı kestiğim için kendimi garip hissediyorum...sevmedim.
(ben meraklı bir insanım...fazla meraklı...mesela bloğa 12 kişi mi girmiş bugün...kim bu kişiler diye
bir dolu soru işareti...merak ediyorum ben)
eşliğinde sigara ile cam kenarında tükettim...sakin başladı her-şey...sanırım 7 gibi uyandım...
ağır ağır piano çalıştım...arada camın kenarına gidip sigara ve kedilere atılan laflar...
sakallarımı kestiğim için kendimi garip hissediyorum...sevmedim.
(ben meraklı bir insanım...fazla meraklı...mesela bloğa 12 kişi mi girmiş bugün...kim bu kişiler diye
bir dolu soru işareti...merak ediyorum ben)
2 Mayıs 2011 Pazartesi
kahve.
aslında sadece kahve içmek istiyordum...uyandığımda...
evden uzaklaşmak...odamdan uzaklaşmak...
sonra herşeyden uzaklaşmak...
uzaklaşmak istediğinde her şey üst üste geliyor...
kendinden uzaklaşmak....
ben yalnızca kahve içmek istemiştim...
ama insanlar...
insanlar konuşuyorlar...bitmek bilmeden...durmadan...
günlük sıradan ilginç rutin...sürekli...biri diğerine karışıyor seslerin...
camın arkasındakiler için daha zor...
camın arkasından bakan camın dışındakiler için daha zor diyor...
hayır...dudaklarını okuyorum...
okuduğumu hayal ediyorum öyle söylüyor...
gürültü...
sesler var...duyduklarım-duymadıklarım...
biri diğerine karışan...
insanlar birbirlerini duymak istiyor...insanlar konuşmak istiyor...
ben yalnızca kahve içmek istemiştim...
kahvenin konuşmakla bağlantısını kuramıyorum...
asla rahat iletişim kuramadım...
bir yerden sonra daha sıkı tokalaşmaya başladım...
kendime güvendiğim sanılsın diyerek...
ama insanlar konuşuyor...
duymak istiyor...
birbirlerini duymasınlar diye çalıyor arkada müzik...
sessiz olun...
bilet satan adam geçiyor 2. kez...
3. geçişinde bilet alabilirim...
3. kez geçmesi şartıyla....
kendime şartlar koyuyorum...
sık sık kendime gelmem gerektiğini söylüyorum...
"kendini telkin et" - deniyorum...
akşam uyumadan bütün güveleri odama doldurmuştum...
ben uyurken ışığın etrafında uçuştular...
uyuyana kadar onları izledim...
uyandığımda sadece kahve içmek istiyordum...
hayır iştahım yok...
yalnızca kahve...
aynaya bakmadım...
gözlerimi yumup dişlerimi fırçaladım...
kendimi görmeden çıktım evden...
göz göze gelmedik...
bir süre kaçabilirim...
insanlar var...
kendimi fazla dinliyorum....
kaygı bozukluğu demişti doktorum...
kaygılarım varmış...hemen herşeye...
bu sabah uyandığımda kaygılarım yoktu...
kahve...
10dan geriye sayıyorum bazen...
kendimi telkin edişlerim sırasında...
saymayı yeni öğrenmiş bir çocuk hevesiyle...
sayıları atlayarak...
insanlar kötüler...
güvenilmezler...
ama konuşuyorlar...
bu sabah uyandığımda yalnızca kahve içmek istediğime inandırdım kendimi...
kaygılarım yoktu...
10dan geriye saydım...atlayarak...
10...
9...
8....
5....
2...
1...
eyvah...
evden uzaklaşmak...odamdan uzaklaşmak...
sonra herşeyden uzaklaşmak...
uzaklaşmak istediğinde her şey üst üste geliyor...
kendinden uzaklaşmak....
ben yalnızca kahve içmek istemiştim...
ama insanlar...
insanlar konuşuyorlar...bitmek bilmeden...durmadan...
günlük sıradan ilginç rutin...sürekli...biri diğerine karışıyor seslerin...
camın arkasındakiler için daha zor...
camın arkasından bakan camın dışındakiler için daha zor diyor...
hayır...dudaklarını okuyorum...
okuduğumu hayal ediyorum öyle söylüyor...
gürültü...
sesler var...duyduklarım-duymadıklarım...
biri diğerine karışan...
insanlar birbirlerini duymak istiyor...insanlar konuşmak istiyor...
ben yalnızca kahve içmek istemiştim...
kahvenin konuşmakla bağlantısını kuramıyorum...
asla rahat iletişim kuramadım...
bir yerden sonra daha sıkı tokalaşmaya başladım...
kendime güvendiğim sanılsın diyerek...
ama insanlar konuşuyor...
duymak istiyor...
birbirlerini duymasınlar diye çalıyor arkada müzik...
sessiz olun...
bilet satan adam geçiyor 2. kez...
3. geçişinde bilet alabilirim...
3. kez geçmesi şartıyla....
kendime şartlar koyuyorum...
sık sık kendime gelmem gerektiğini söylüyorum...
"kendini telkin et" - deniyorum...
akşam uyumadan bütün güveleri odama doldurmuştum...
ben uyurken ışığın etrafında uçuştular...
uyuyana kadar onları izledim...
uyandığımda sadece kahve içmek istiyordum...
hayır iştahım yok...
yalnızca kahve...
aynaya bakmadım...
gözlerimi yumup dişlerimi fırçaladım...
kendimi görmeden çıktım evden...
göz göze gelmedik...
bir süre kaçabilirim...
insanlar var...
kendimi fazla dinliyorum....
kaygı bozukluğu demişti doktorum...
kaygılarım varmış...hemen herşeye...
bu sabah uyandığımda kaygılarım yoktu...
kahve...
10dan geriye sayıyorum bazen...
kendimi telkin edişlerim sırasında...
saymayı yeni öğrenmiş bir çocuk hevesiyle...
sayıları atlayarak...
insanlar kötüler...
güvenilmezler...
ama konuşuyorlar...
bu sabah uyandığımda yalnızca kahve içmek istediğime inandırdım kendimi...
kaygılarım yoktu...
10dan geriye saydım...atlayarak...
10...
9...
8....
5....
2...
1...
eyvah...
1 Mayıs 2011 Pazar
battle star galactica...
Its interesting... betrayal has such a powerful grip on the mind. Its almost like a python, it can squeeze out all other thought, suffocate all other emotion until... everything is dead except for the rage. I'm not talking about anger, I'm talking about rage. I can feel it. Right here, like its gonna burst. I feel like I want to scream. Right now as a matter of fact.
oturup baştan mı izlesem...
oturup baştan mı izlesem...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



