tüm finalleri bir günde yapıp bitirme çabasına giren yönetime sevgilerim asla tükenmez evet...
hayır ilk güne 4 sınav koyun ama ertesi günü boş bırakın bari...finallere 3 gün kala yakalandığım
gribe de hayranlığımı dile getirecek cümle bulamıyorum...
bir diğer kızgınlığım da pek sevdiğimiz,büyüğümüz, Gandalf için...
onca sene bekledik iki büyü yaparsın diye...anca yakıp yakıp kozalak attın millete...
gandalfın bütün büyülerini bir el feneri ve çakmak kombinasyonuyla evde gerçekleştirebilirsiniz,
çekinmeyin...gece anlamsız, uykulu gözlerle size bakan annenize el feneri tutun,
taşa dönüşmek yerine size fırlattığı terlik ve yastık gibi cisimleri şaşkınlıkla izleyin...
ardından komşularınızı ateşli kozalaklarınız ile eğlendirin...hem böylelikle yeni yılı sakin bir
yere kapatılmış olarak geçirebilirsiniz!
30 Aralık 2012 Pazar
5 Kasım 2012 Pazartesi
2 Ekim 2012 Salı
1 Ekim 2012 Pazartesi
.....
sesler var duyamadığım,
birileri söylüyor,bir yerlerde...
bazılarını duymazdan geliyorum,
bazılarını alıp cebime saklıyorum,
daha sonra duymak için...
çoğu kaybolup gidiyor karanlığın içinde...
sorarsan,
bazılarını hayal-meyal hatırlıyorum...
kocaman bir düşünce balonum var,
tam başımın üzerinde,bulut gibi,
sabırla yağmayı bekleyen...
kimi zaman kısa,çoğunlukla çok uzun satırlarla dolduruyorum...
yazıp yazıp siliyorum,kimse görmesin diye...
böyle de bencil bir adam oldum...
birileri söylüyor,bir yerlerde...
bazılarını duymazdan geliyorum,
bazılarını alıp cebime saklıyorum,
daha sonra duymak için...
çoğu kaybolup gidiyor karanlığın içinde...
sorarsan,
bazılarını hayal-meyal hatırlıyorum...
kocaman bir düşünce balonum var,
tam başımın üzerinde,bulut gibi,
sabırla yağmayı bekleyen...
kimi zaman kısa,çoğunlukla çok uzun satırlarla dolduruyorum...
yazıp yazıp siliyorum,kimse görmesin diye...
böyle de bencil bir adam oldum...
3 Eylül 2012 Pazartesi
22 Ağustos 2012 Çarşamba
uyku vardı eskiden "tıt" der dururdu...
uyku nerdeymiş ki?
bana kalmamış mı?
bitmiş mi?
biten bir şey mi bu uyku?
kara borsası falan mı var?
nereden bulunur da uyunur?
nereden eser de uyulur? deliye...
deli misiniz neden uyuyorsunuz?
bu uyku nerede bulunur?
20 Ağustos 2012 Pazartesi
15 Ağustos 2012 Çarşamba
.
aslında çocukken tek derdimiz vardı,
büyümek...
öyle oyun oynamak falan değil,
sadece büyümek...
öyle ya daha büyük olucaktık...
hele bir büyüyelim,
o çelme takan çocuk görürdü ozaman,
boyumuz da raflara erişirdi üstelik,
hem daha çok oyuncağımız olurdu ozaman,
hele bir büyüsek,
o bizi oyuna almayan çocuk!!!
biz almazdık artık oyuna,
en büyük bizdik,
büyüyünce...
sonra büyüdük,
kendi kendimize çelme takar olduk...
kendi oyunlarımızı kendimiz bozduk...
öyle ki,
ah şimdi tekrar...
tekrar çocuk olmak vardı şimdi...
büyümek...
öyle oyun oynamak falan değil,
sadece büyümek...
öyle ya daha büyük olucaktık...
hele bir büyüyelim,
o çelme takan çocuk görürdü ozaman,
boyumuz da raflara erişirdi üstelik,
hem daha çok oyuncağımız olurdu ozaman,
hele bir büyüsek,
o bizi oyuna almayan çocuk!!!
biz almazdık artık oyuna,
en büyük bizdik,
büyüyünce...
sonra büyüdük,
kendi kendimize çelme takar olduk...
kendi oyunlarımızı kendimiz bozduk...
öyle ki,
ah şimdi tekrar...
tekrar çocuk olmak vardı şimdi...
13 Ağustos 2012 Pazartesi
12 Ağustos 2012 Pazar
.....
dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
(halil cibran)
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
(halil cibran)
4 Ağustos 2012 Cumartesi
3 Ağustos 2012 Cuma
1 Ağustos 2012 Çarşamba
nefes alın...her şeyi bırakıp,
10 dakikalığına da olsa,
uzun uzun,derin derin nefes alın...
nefes almaktan başka bir işiniz yokmuşcasına.
koşun mesela,
ciğerleriiniz patlayana kadar koşun,
her nefesinizde ciğerleriniz yansa da,
koşmaya devam edin...
bir çatıya çıkın,kulağınızda kulaklık,
geçen insanlar,arabalar,kedi-köpek,ışıklar...
canlı cansız her şey müziğinizle hareket etsin...
doğru yere bakmanız ve biraz hayal gücü yeterli...
sarhoş olun,delice...
asla yeterince sarhoş olmadınız...
asla olamasanız da,
çabalayın...
ve hayal kurun...
5 yaşındaki bir çocuk gibi hayal kurun...
ve insanlarla iyi olmak adına,
tutmayın kendinizi,
söyleyin,aklınızdan ne geçiyorsa söyleyin...
10 dakikalığına da olsa,
uzun uzun,derin derin nefes alın...
nefes almaktan başka bir işiniz yokmuşcasına.
koşun mesela,
ciğerleriiniz patlayana kadar koşun,
her nefesinizde ciğerleriniz yansa da,
koşmaya devam edin...
bir çatıya çıkın,kulağınızda kulaklık,
geçen insanlar,arabalar,kedi-köpek,ışıklar...
canlı cansız her şey müziğinizle hareket etsin...
doğru yere bakmanız ve biraz hayal gücü yeterli...
sarhoş olun,delice...
asla yeterince sarhoş olmadınız...
asla olamasanız da,
çabalayın...
ve hayal kurun...
5 yaşındaki bir çocuk gibi hayal kurun...
ve insanlarla iyi olmak adına,
tutmayın kendinizi,
söyleyin,aklınızdan ne geçiyorsa söyleyin...
26 Temmuz 2012 Perşembe
.....
ben eskiden...
daha deliydim,
daha rahat ifade ederdim kendimi...
mesela oturup sana yazardım şimdi,
arayamasam bile...
ben eskiden de sevmezdim telefonda konuşmayı...
sen hep istisna oldun...
şimdi bir kuş oldum ben,
kendimi gagalıyorum üstelik.
ben eskiden anlamazdım nedenini...
her konuşmamızda,her görüşmemizde..
anlamaz kaçardım.
bir yarım ödlek oldu hep sen konusunda...
diğer yarım...
diğer yarımın ne olduğunu anlamadım hiç...
ne yapmak istediğini de...
ne ben onu anladım,ne o beni dinledi...
eskiden de böyleydim ben,
hep etrafıma örerdim dağları...
sonra kendi ağırlığım altında ezilir kalırdım.
daha deliydim,
daha rahat ifade ederdim kendimi...
mesela oturup sana yazardım şimdi,
arayamasam bile...
ben eskiden de sevmezdim telefonda konuşmayı...
sen hep istisna oldun...
şimdi bir kuş oldum ben,
kendimi gagalıyorum üstelik.
ben eskiden anlamazdım nedenini...
her konuşmamızda,her görüşmemizde..
anlamaz kaçardım.
bir yarım ödlek oldu hep sen konusunda...
diğer yarım...
diğer yarımın ne olduğunu anlamadım hiç...
ne yapmak istediğini de...
ne ben onu anladım,ne o beni dinledi...
eskiden de böyleydim ben,
hep etrafıma örerdim dağları...
sonra kendi ağırlığım altında ezilir kalırdım.
23 Temmuz 2012 Pazartesi
.....
saat 5...
dalga seslerine alıştı kulağım...
cırcır böekleri sustu... kuşlar bir gaga olup başladılar yine,
sırf uykum kaçsın diye.
dalga seslerine alıştı kulağım...
cırcır böekleri sustu... kuşlar bir gaga olup başladılar yine,
sırf uykum kaçsın diye.
gelmior zaten uyku,
nereye kaçsın?
oldum olası yatağa uzanıp uyuyabilen insanlar gibi
huzurlu olamadım...
nereye kaçsın?
oldum olası yatağa uzanıp uyuyabilen insanlar gibi
huzurlu olamadım...
21 Temmuz 2012 Cumartesi
Aziz Nesin
Senin seyircilerin düşman
Senin yargıcıların düşman
Öylesine yenmek zorundasın ki
Kıl payı bırakmadan
Sayısız genlerle donatmalısın
İmgeden kristallerini
Ki kamaşsın gözleri
Yüreğinden yansıyan ışıltılardan
Elmasını öyle yontmalısın ki sözcüklerden
Bakırı kükürdü çevirip altına
Ki gözlerini alsınlar da kör olsunlar
Kanının akkora kesmiş parıltılarından
Her şair gibi değilsin sen
İşin zor ki ne zor
Yargıcıların bakışlarında parlıyor
Keskin dişleri köpekbalıklarının
Her şairin bir çalgısı var
Senin tek çalgından duyulmalı orkestralar
Her şair senin gibi değil
İşin zor ki ne zor
Seyircilerin tırnakları sende
Yargıcıların dişleri sende
Her şairin bir sesi var
Senin sesinden haykırmalı korolar
Yine de yenik sayarlarsa
Yok sayarlarsa yine de
Öylesine yok olmalısın
Taksınlar nişan diye cinayetlerini
Şiirin koynundayken suç üstünde
Seni boğdukları zaman
Senin yargıcıların düşman
Öylesine yenmek zorundasın ki
Kıl payı bırakmadan
Sayısız genlerle donatmalısın
İmgeden kristallerini
Ki kamaşsın gözleri
Yüreğinden yansıyan ışıltılardan
Elmasını öyle yontmalısın ki sözcüklerden
Bakırı kükürdü çevirip altına
Ki gözlerini alsınlar da kör olsunlar
Kanının akkora kesmiş parıltılarından
Her şair gibi değilsin sen
İşin zor ki ne zor
Yargıcıların bakışlarında parlıyor
Keskin dişleri köpekbalıklarının
Her şairin bir çalgısı var
Senin tek çalgından duyulmalı orkestralar
Her şair senin gibi değil
İşin zor ki ne zor
Seyircilerin tırnakları sende
Yargıcıların dişleri sende
Her şairin bir sesi var
Senin sesinden haykırmalı korolar
Yine de yenik sayarlarsa
Yok sayarlarsa yine de
Öylesine yok olmalısın
Taksınlar nişan diye cinayetlerini
Şiirin koynundayken suç üstünde
Seni boğdukları zaman
bu işte bir bokluk var!
oldum olası,söylemekten çekinmedim...
aklıma geleni söyledim,düşüncemi,fikrimi...
insanları kırmamak için,ya da yaranmak için,
yapmacık olamadım bir türlü...
oysa,zehir değilim ben...
zehir olan diğerleri...
"ah canım" cılar...
kendi egoları için gerekli besini almak adına,
"ah canım" larla ödeme yapanlar.
"ah makyajın!kırmızı ruj,sana çok yakışmış güzelim!"
hayır yakışmamış...hatta palyaço gibi göstermiş...
biraz daha abartsa,palyaçolar için çalışan fahişeye benzermiş üstelik!
ama kırılmasın...
yüzüne söylemeyelim.
arkasından konuşmak daha eğlenceli...
evet evet...
nasıl sevemedim sizi bir bilseniz.
her şeyde,her konuda,insan ilişkilerinde,
sahteyiz!
geçimsizim...suçlusu ben değilim bunun...
geçinmek için yırtınan insanlar...
onay görmek adına,her şeyi onaylayan insanlar...
hayatım boyunca toplasam,4 arkadaş edinebildim...
birini konuşarak kaybettim...
diğerini konuş(a)mayarak...
bazen fazla kırıcı olabiliyorum...
daha hafif bir dil kullanmalıymışım...
neden?
eleştiriden,başkasının fikrinden,
gerçekten kırılan insan,
kendi de emin değildir yaptığı işten...
insanları çok eleştiririm...
yaptıkları işten çok,
yapabilecekken yapmadıklarını...
başkasının beni eleştirmesi de severim üstelik...
katılıyorsam,evet doğru diyebilirim...
hani katılsa bile,üste çıkmak için kıvrananlardan olmadım asla.
kendi kendimi de eleştirir,dalga geçerim sıklıkla...
sert bir şekilde...
ki 1-2 insanın düşüncesi haricinde
kendi eleştirilerim daha çok yıpatır beni.
insanların gözündeyse,
ukala oldum,çok-bilmiş,kendini-beğenmiş,
hatta içten içe annemin mesleğiyle ilgili
tahminler...
peki ya sen ?
zira o beyin sana hiç yakışmamış...
aklıma geleni söyledim,düşüncemi,fikrimi...
insanları kırmamak için,ya da yaranmak için,
yapmacık olamadım bir türlü...
oysa,zehir değilim ben...
zehir olan diğerleri...
"ah canım" cılar...
kendi egoları için gerekli besini almak adına,
"ah canım" larla ödeme yapanlar.
"ah makyajın!kırmızı ruj,sana çok yakışmış güzelim!"
hayır yakışmamış...hatta palyaço gibi göstermiş...
biraz daha abartsa,palyaçolar için çalışan fahişeye benzermiş üstelik!
ama kırılmasın...
yüzüne söylemeyelim.
arkasından konuşmak daha eğlenceli...
evet evet...
nasıl sevemedim sizi bir bilseniz.
her şeyde,her konuda,insan ilişkilerinde,
sahteyiz!
geçimsizim...suçlusu ben değilim bunun...
geçinmek için yırtınan insanlar...
onay görmek adına,her şeyi onaylayan insanlar...
hayatım boyunca toplasam,4 arkadaş edinebildim...
birini konuşarak kaybettim...
diğerini konuş(a)mayarak...
bazen fazla kırıcı olabiliyorum...
daha hafif bir dil kullanmalıymışım...
neden?
eleştiriden,başkasının fikrinden,
gerçekten kırılan insan,
kendi de emin değildir yaptığı işten...
insanları çok eleştiririm...
yaptıkları işten çok,
yapabilecekken yapmadıklarını...
başkasının beni eleştirmesi de severim üstelik...
katılıyorsam,evet doğru diyebilirim...
hani katılsa bile,üste çıkmak için kıvrananlardan olmadım asla.
kendi kendimi de eleştirir,dalga geçerim sıklıkla...
sert bir şekilde...
ki 1-2 insanın düşüncesi haricinde
kendi eleştirilerim daha çok yıpatır beni.
insanların gözündeyse,
ukala oldum,çok-bilmiş,kendini-beğenmiş,
hatta içten içe annemin mesleğiyle ilgili
tahminler...
peki ya sen ?
zira o beyin sana hiç yakışmamış...
9 Temmuz 2012 Pazartesi
dangaladingil.
eşcinsellere taktık simdi,ne hoş...
dünyanın aştığı konuları,biz yeni açıyoruz,
dönemin modası bu,
halkı bir şeylerle oyalamak lazım,
öyleyse zıvalayalım...
eşcinsellere takalım mesela.
yorumlardan birinde;
"niye la sizi mi zikiyolar"
denmiş.
aslında başka söz söylemeye gerek yok,
en kaba haliyle
konuya en uygun cevap bu olsa gerek.
daha önceki yazımda söylemiştim,
biz bizden olmayanı sevmeyiz,
kendimizi üstün görürüz...
kafalarımızdaki boşluğu,
boşluktan doğan karanlığı,cehaleti böyle örteriz...
aydınlatmak yerine.
bizden farklı olanı,farklı düşüneni,
farklı yaşayanı da sevmeyiz...
sözde anlayış ve hoşgörü adı altında,
hoşgörerek harcarız insanlığı,
anlayışımızla yok ederiz...
halk nefret etmek için neden arıyor,
bunu kullanalım,
birbirine düşüp bizi unutsunlar ki işimize bakalım...
escinselliği yasaklayalım,
cinselliği de yasaklayalım,
bizden başkası zikmesin milleti.
dünyanın aştığı konuları,biz yeni açıyoruz,
dönemin modası bu,
halkı bir şeylerle oyalamak lazım,
öyleyse zıvalayalım...
eşcinsellere takalım mesela.
yorumlardan birinde;
"niye la sizi mi zikiyolar"
denmiş.
aslında başka söz söylemeye gerek yok,
en kaba haliyle
konuya en uygun cevap bu olsa gerek.
daha önceki yazımda söylemiştim,
biz bizden olmayanı sevmeyiz,
kendimizi üstün görürüz...
kafalarımızdaki boşluğu,
boşluktan doğan karanlığı,cehaleti böyle örteriz...
aydınlatmak yerine.
bizden farklı olanı,farklı düşüneni,
farklı yaşayanı da sevmeyiz...
sözde anlayış ve hoşgörü adı altında,
hoşgörerek harcarız insanlığı,
anlayışımızla yok ederiz...
halk nefret etmek için neden arıyor,
bunu kullanalım,
birbirine düşüp bizi unutsunlar ki işimize bakalım...
escinselliği yasaklayalım,
cinselliği de yasaklayalım,
bizden başkası zikmesin milleti.
30 Haziran 2012 Cumartesi
uyku?
"uyku" adında oyuncak bir ayı vaedı eskiden,severdim...neyse...
gerçek anlamda uykuyu ise sevemedim...belki hayatımın bir hafta,
belki birkaçgün fazlasını almış bir döneminde.daha fazla değil...
şimdi o zamanı da rezil etmişim gibi geliyor ama,konumuz bu da
değil...
"gece uykusu" bizim konumuz...her sabah 5-6 gibi uyuyorum
hani boş geçen bir vakit de değil,biraz pianomun başında,
biraz kitap okuyarak,izlemeye değer bir film bulursam onu izleyerek,
bazen bir saat boyu dalıp hayal kurarak geçen bir gece...
"ama gece uykusu çok önemli!"diyorlar ya bazıları,saçma.
belli bir saati olması uykunuzun evet belki ama gecenin
ayrı bir büyüsü olduğunu sanmıyorum...arada saat farkı olan
ülkelere gidenler ölmüyor sonuçta...eh ben de her sabah 5-6 arası
uyuduğuma göre,sorun yok öyleyse...
uykuyu oldum olası sevemedim...ben mi beceremiyorum ki?
hani 12 13 saat uyuyabilen insanlar var...ben? 5 saat geçtiğinde
uyanıveriyorum!!!dur bir yarım saat daha 2 ruya daha gör be adam?
di mi?gerçi uyanıkken de ruya konusunda sıkıntım yok...
gözümü kapamama gerek bile yok üstelik...öyle okula giderken
bir 15 dakika,akşam metroda 10 dakika,çalışırken aralarda 3er dakikalık
kaçamaklar halinde,hatta ders aralarında şanslıysam ve hiç ilgime
çekmeyen sohbetleritle beni daraltan birilerinin esiri olmamışsam
sigaram bitene kadar bırakıyorum kendimi bir hayale...
hayal kurun efendim!
hayal kurun!
red-kit vari bacaklarınız olsun,
hani ince uzun...
iki boyutlu karton evler çizin mesela,
arkasında kırmızı suratlı cücelerin
devrilmesin diye destek olduğu.
en uçuğundan en sıradanına,
o an içinizden ne geliyorsa...
bir büyücü olun mesela.
dilerseniz uçun!
yada bir böcek olun,
kanatlısından,
girmediğiniz delik kalmasın yeryüzünde...
bambaşka bir evren yaratın isterseniz...
yada bir bitki olun,verin yüzünüzü güneşe...
taş bile olabilirsiniz,
biraz sabır ister ama,
neden olmasın?
gerçek anlamda uykuyu ise sevemedim...belki hayatımın bir hafta,
belki birkaçgün fazlasını almış bir döneminde.daha fazla değil...
şimdi o zamanı da rezil etmişim gibi geliyor ama,konumuz bu da
değil...
"gece uykusu" bizim konumuz...her sabah 5-6 gibi uyuyorum
hani boş geçen bir vakit de değil,biraz pianomun başında,
biraz kitap okuyarak,izlemeye değer bir film bulursam onu izleyerek,
bazen bir saat boyu dalıp hayal kurarak geçen bir gece...
"ama gece uykusu çok önemli!"diyorlar ya bazıları,saçma.
belli bir saati olması uykunuzun evet belki ama gecenin
ayrı bir büyüsü olduğunu sanmıyorum...arada saat farkı olan
ülkelere gidenler ölmüyor sonuçta...eh ben de her sabah 5-6 arası
uyuduğuma göre,sorun yok öyleyse...
uykuyu oldum olası sevemedim...ben mi beceremiyorum ki?
hani 12 13 saat uyuyabilen insanlar var...ben? 5 saat geçtiğinde
uyanıveriyorum!!!dur bir yarım saat daha 2 ruya daha gör be adam?
di mi?gerçi uyanıkken de ruya konusunda sıkıntım yok...
gözümü kapamama gerek bile yok üstelik...öyle okula giderken
bir 15 dakika,akşam metroda 10 dakika,çalışırken aralarda 3er dakikalık
kaçamaklar halinde,hatta ders aralarında şanslıysam ve hiç ilgime
çekmeyen sohbetleritle beni daraltan birilerinin esiri olmamışsam
sigaram bitene kadar bırakıyorum kendimi bir hayale...
hayal kurun efendim!
hayal kurun!
red-kit vari bacaklarınız olsun,
hani ince uzun...
iki boyutlu karton evler çizin mesela,
arkasında kırmızı suratlı cücelerin
devrilmesin diye destek olduğu.
en uçuğundan en sıradanına,
o an içinizden ne geliyorsa...
bir büyücü olun mesela.
dilerseniz uçun!
yada bir böcek olun,
kanatlısından,
girmediğiniz delik kalmasın yeryüzünde...
bambaşka bir evren yaratın isterseniz...
yada bir bitki olun,verin yüzünüzü güneşe...
taş bile olabilirsiniz,
biraz sabır ister ama,
neden olmasın?
27 Haziran 2012 Çarşamba
zırva!!!
sorgulamıyoruz....
çocukluğumuzda öğretilen ilk ders bu,
hani pek çoğumuzun merak ettiği ilk ve tek dönem,
sorularımız geçiştiriliyor,
çocuk yetiştirmekten aciz insanlar tarafından.
çok örneği var sokakta,dolmuş,otobüs,metro,alışveriş merkezi
her yerde elinden tuttuğu çocuğunu gezdiren anne-baba figürcükleri,
anne bu neden,neden böyle oluyo,o ne?
evet bu sorular delirtici olabilir,
katlanamıyorsanız yapmayın çocuk...
sen sus,sen karışma,daha küçüksün kalıplarıyla bastırılıyor çocuk...
eh merak etmemeyi,sorgulamamayı öğreniyor daha tabandan...
içinde kalan son kıvılcımı da toplumun kendisi söndürüyor,
ilerleyen yaşlarda...
bana kalırsa adını bile sorgulamalı çocuk dediğin...
çocuk dediğin sormalı,sorgulamalı,keşfetmeli...
ki insan olabilsin...
insan dediğinse deli olmalı...
boş değil...
delicesine doldurmalı kendini....
sorgulamalı,kendi fikirlerine sahip olmalı,
kendisinden 10-30-50-100-700 yıl önce yaşamış insanın,
üstelik de türünün pek "gerekli" olmayanlarının fikirlerine
körü körüne tutunmamalı....
neden?
çünkü öyle?
ama neden?
ayıp?
neden ayıp?
seni ilgilendirmez!sen karışma!
sana söyleneni yap,sana verilen
kurallara uy,sana dayatılan "şey"e inan ve sorgulama!
aksi taktirde seni sevmeyiz ve dışlarız
çünkü biz,geleneklerimiz,adetlerimiz,inançlarımızla
diğerlerinden üstünüz...
ve biz okadar üstünüz ki başka hiçbir şey yapmamıza,
ve gelişmemize gerek yok...
diyorum ki;
SAÇMALIK.
çocukluğumuzda öğretilen ilk ders bu,
hani pek çoğumuzun merak ettiği ilk ve tek dönem,
sorularımız geçiştiriliyor,
çocuk yetiştirmekten aciz insanlar tarafından.
çok örneği var sokakta,dolmuş,otobüs,metro,alışveriş merkezi
her yerde elinden tuttuğu çocuğunu gezdiren anne-baba figürcükleri,
anne bu neden,neden böyle oluyo,o ne?
evet bu sorular delirtici olabilir,
katlanamıyorsanız yapmayın çocuk...
sen sus,sen karışma,daha küçüksün kalıplarıyla bastırılıyor çocuk...
eh merak etmemeyi,sorgulamamayı öğreniyor daha tabandan...
içinde kalan son kıvılcımı da toplumun kendisi söndürüyor,
ilerleyen yaşlarda...
bana kalırsa adını bile sorgulamalı çocuk dediğin...
çocuk dediğin sormalı,sorgulamalı,keşfetmeli...
ki insan olabilsin...
insan dediğinse deli olmalı...
boş değil...
delicesine doldurmalı kendini....
sorgulamalı,kendi fikirlerine sahip olmalı,
kendisinden 10-30-50-100-700 yıl önce yaşamış insanın,
üstelik de türünün pek "gerekli" olmayanlarının fikirlerine
körü körüne tutunmamalı....
neden?
çünkü öyle?
ama neden?
ayıp?
neden ayıp?
seni ilgilendirmez!sen karışma!
sana söyleneni yap,sana verilen
kurallara uy,sana dayatılan "şey"e inan ve sorgulama!
aksi taktirde seni sevmeyiz ve dışlarız
çünkü biz,geleneklerimiz,adetlerimiz,inançlarımızla
diğerlerinden üstünüz...
ve biz okadar üstünüz ki başka hiçbir şey yapmamıza,
ve gelişmemize gerek yok...
diyorum ki;
SAÇMALIK.
29 Mayıs 2012 Salı
ülkede "düşünce özgürlüğü" olmaması laflarını,düzeltelim artık.
ülkede düşünebilen insan zaten yok.eh düşünebilen içinse,
zaten düşünmek dışında yapılabilir eylem yok...
düşündüklerini paylaşanları uygun bir yere kapatıyoruz nasıl olsa.
"lütfen içinizden düşünün"
"yada düşünmeyi falan boş-verin,bıyık bırakın hayatınız kurtulsun."
ülkede düşünebilen insan zaten yok.eh düşünebilen içinse,
zaten düşünmek dışında yapılabilir eylem yok...
düşündüklerini paylaşanları uygun bir yere kapatıyoruz nasıl olsa.
"lütfen içinizden düşünün"
"yada düşünmeyi falan boş-verin,bıyık bırakın hayatınız kurtulsun."
26 Mayıs 2012 Cumartesi
25 Mayıs 2012 Cuma
biber
biber sen garip ve küfürbaz
bir kuşsun,evet.
ayrıca sırt çantası değilsin...
camda kendisini izleyen kediyi gören biber;
biber:bir kuşşşş
ben:yok kedi o kuş olan sensin
biber:çıkı çıkı çıkı çıkı
ben:ne salak hayvansın sen ya
biber:eşşşeekk!
16 Mayıs 2012 Çarşamba
12 Mayıs 2012 Cumartesi
asla takım tutamadım...
mantık olarak bir insan,
bir takımı nasıl tutmaya başlar,
nasıl fanatikleşir çözemedim...
kıskanıyorum bazen,
gol diye bağıranları.
takımda oynayan oyuncu,
o takımı tutmuyor.
hangisi daha fazla para verirse
orda,o takımda...
ben nasıl kaptırayım ki buna
kendimi?
birine sorsanız,
neden bu takım diye?
cevabı yoktur genelde,
ya babası tutuyordur,
ya amcası,dayısı...
doğar doğmaz elimize tutturulan
şeylerden biri işte,takım...
din gibi işte,
o da doğar doğmaz tutuşturulmuyor mu,
bir yanımıza?
mantık olarak bir insan,
bir takımı nasıl tutmaya başlar,
nasıl fanatikleşir çözemedim...
kıskanıyorum bazen,
gol diye bağıranları.
takımda oynayan oyuncu,
o takımı tutmuyor.
hangisi daha fazla para verirse
orda,o takımda...
ben nasıl kaptırayım ki buna
kendimi?
birine sorsanız,
neden bu takım diye?
cevabı yoktur genelde,
ya babası tutuyordur,
ya amcası,dayısı...
doğar doğmaz elimize tutturulan
şeylerden biri işte,takım...
din gibi işte,
o da doğar doğmaz tutuşturulmuyor mu,
bir yanımıza?
10 Mayıs 2012 Perşembe
kardan adamı bari mutsuz etme be adam.
buruk kardan adam mı olur?
hüzünlü mü olur kardanbık?
utanmadan her sene aynı kardan adamı yapıyorsun üstelik,
bir parçasını buzlukta saklayıp,
kardan adam ruhu kaybolmasın diye.
bir sene buzlukta mutsuz olmayı beklemesin kardan adam,
mutlu olsun seneye
çiz yüzüne mutluluğu,
gülümse ardından...
7 Mayıs 2012 Pazartesi
eric satie
kahven masanda,bir iki nefes alınmış sigaran parmaklarının arasında...
güzel de bir kitap,gün yeni doğuyor üstelik, erkencisin...
dalgın dalgın sigaranın filtresiyle oynuyor baş parmağın...
arkada çalsın Satie tüm gün...
yorulursa ben geçerim pianomun başına,kaldığı yerden devam...
akşam belki bir dostla içilen bir iki kadeh...
5 Mayıs 2012 Cumartesi
4 Mayıs 2012 Cuma
Der Himmel über Berlin
why am i me,
and why not you?
why am i here,
and why not there?
how can it be that this "me" that i am.
and that someday this "me" that i am
will no longer be "me"?
time heals all,
but what if time itself is the disease?
most of the time,
i'm too aware to be sad.
emptiness,fear...
anxiety makes me sick,
because only part of me worries.
the other part doesn't believe it.
if i do give up,
mankind will lose its storyteller...
it will also lose its childhood.
all these thoughts...
i'd rather not think anymore.
...
-are you sad?
-no.
-are you sick?
-yes...
-what's wrong?
-i'm missing something.
(kesin severdin...)
and why not you?
why am i here,
and why not there?
how can it be that this "me" that i am.
and that someday this "me" that i am
will no longer be "me"?
time heals all,
but what if time itself is the disease?
most of the time,
i'm too aware to be sad.
emptiness,fear...
anxiety makes me sick,
because only part of me worries.
the other part doesn't believe it.
if i do give up,
mankind will lose its storyteller...
it will also lose its childhood.
all these thoughts...
i'd rather not think anymore.
...
-are you sad?
-no.
-are you sick?
-yes...
-what's wrong?
-i'm missing something.
(kesin severdin...)
30 Nisan 2012 Pazartesi
.....
uzun uzun anlatabilsem ya sana...
dalga geçerek,
çok ufak şeyleri büyüterek,
en büyük şeyleri küçümseyerek...
oturup anlatabilsem...
söylemeye gerek kalmadan,aynı anda,aynı şeylere,
gülsek...etrafta olup biten tonlarcası içinden...
belki bir-kaç bardak çay,
yine sayılan saatler...
sonu yine aynı olsa hatta,hep olduğu gibi,
alıştığımız gibi...
ama susmayı bırakıp anlatabilsem...
sana.
dalga geçerek,
çok ufak şeyleri büyüterek,
en büyük şeyleri küçümseyerek...
oturup anlatabilsem...
söylemeye gerek kalmadan,aynı anda,aynı şeylere,
gülsek...etrafta olup biten tonlarcası içinden...
belki bir-kaç bardak çay,
yine sayılan saatler...
sonu yine aynı olsa hatta,hep olduğu gibi,
alıştığımız gibi...
ama susmayı bırakıp anlatabilsem...
sana.
27 Nisan 2012 Cuma
tö-tö-nöt
piano çalışmam bitmiş...hani yatmadan bir-iki şey izler sonra
kitap okur uyurum şeklinde bir düşüncem vardı....ama en süper
harika şahane ilahi teknoloji sunucumuz ttnet internet sunamamaya
başlamış...yok gündelik sunamayışı da değil bu...hiç yok,yok...
internet yok diye gelen mesajlar ve ardından oluşan saçmalıklar
sonucu uydunun düştüğünden kaybolduğuna kadar fikirler sunuldu...
bir uydunun kaybolması için ne gibi şartlar gereklidir bilemiyorum ama,
benim fikrim bu işde nihat doğanın parmağı olduğu...
"benim memleketimin uydusu bile bir başka dönüyor" diyerek gaza gelmiş olabilir.
neden olmasın...neyse ttnet telefonlarıma da çıkmadın çok bozuldum.hayır insan bi
mesaj atar dersdeyim der!!!!neyse.
kitap okur uyurum şeklinde bir düşüncem vardı....ama en süper
harika şahane ilahi teknoloji sunucumuz ttnet internet sunamamaya
başlamış...yok gündelik sunamayışı da değil bu...hiç yok,yok...
internet yok diye gelen mesajlar ve ardından oluşan saçmalıklar
sonucu uydunun düştüğünden kaybolduğuna kadar fikirler sunuldu...
bir uydunun kaybolması için ne gibi şartlar gereklidir bilemiyorum ama,
benim fikrim bu işde nihat doğanın parmağı olduğu...
"benim memleketimin uydusu bile bir başka dönüyor" diyerek gaza gelmiş olabilir.
neden olmasın...neyse ttnet telefonlarıma da çıkmadın çok bozuldum.hayır insan bi
mesaj atar dersdeyim der!!!!neyse.
.....
8km ile yaptım açılışı ama olsun.
koşu süresince eşlik olarak koyyanisqatsi...
aslında hiç de fena olmadı...
hatta full şekilde bulup izlenilesi,
şöyle "sağlam" bir kafayla ama.
26 Nisan 2012 Perşembe
remzi balık
5 haftalık yoğunluğun,bir haftalık huzursuzluğun ardından dinleniyorum...
remzi yine bir şeyler fısıldıyor kulağıma,akvaryumundan...
bir süre onu dinleyerek yaşamayı düşünmüştüm,daha kolaydı.
sonra başıma açtığı işler yüzünden bıraktım,duymazdan geldim...
bir yerden sonra da sustu zaten...arada yemini verirken bir iki kelime
eder gibi olsa da,vazgeçti...
ben vazgeçmekten çok bastırdım hislerimi...
istesem de vazgeçemedim zaten...
servis:
arka koltuktaki gudubet karı:
hayatım?!!! nerdesin sen??7 kez aradım cevap vermiyosuğn!
- dersteydim?
- ama insan bi mesaj atar dersteydim diye!!!
-(bilinmeyen duyulmayan cümleler)
-hayır ben merak ediyorum nerdesin napıyosun ıbıgıbıgıbı höbödöbö börübörü öğğğeeee!!!
15 dakika sürdü bu dialog...be allahın kahrı kadın...
hayır kızdığım sırf o da değil...karşıdaki dangalağın,
-bas yürü git! deyip telefonu kapatmaması...
dünyayı terketme sebebisin kadın sen...
gerçi erkeklerden daha beter tripler duyuyorum bu günlerde...
lan,al birini vur.....ama vur yani,sen bizzat vur...tekme tokat...
bir arkadaşım,ayrıldığı sevgilisi için,
-benle yaptıklarını başkasıyla yapıcak?!
gibi ayarsız bir cümle kurmuştu...
ulan deyyus patentini mi aldın?
bir insanın sahibi olduğunu sanmamız ne garip...
karşımızdakini birey olmaktan uzaklaştırmamız...
içini boşaltıp kabuk haline getirme çabamız...
kızdığım bunu yapan insanlar da değil üstelik...
buna göz yuman dangalaklar...
gerçi ilişkiler konusunda bir genelleme yaparsam
karşımızdakinin görselini beğenmemiz durumunda
kişiliğini istediğimiz şekilde yontma çabasındayız...
sonra da bunun tanımı aşk oluyor genelde...
ardından dünyamız "ben onsuz yapamam" insancıklarıyla dolup
taşıyor.sen zaten yapamazsın ki...yapamazsın yani...
yapılman bile bu denli hatayken...
yıllarını birini izleyerek,hayan olarak,kızarak
isteyerek geçirsen bile....
kaybettiğinde yapıyorsun bir şekilde...
yapmak istemesen de...zorundasın...
hatta hala bir şeyleri ona anlatmaya devam etsen bile...
(my imaginary friend)
pianomun başındayım...gözüm uzunca bir süredir
pianonun üzerinde duran tic-tac kutusunda...
içinde bir tane var hala...bazen pes seslere
hafif bir tıkırtıyla eşkil ediyor...gücü yettiği kadar...
bazı sabahlar oturup sadece kahve içmek istiyorum...
sadece kahve...çok öyle büyütülecek bir olay değil...
bir yerlerde sessizce kahvemi içip insanları izlesem...
dalga geçsem...
bir yıldır takıntılı şekilde yaptığım spor
sanırım nefes almamı sağlayan tek şey...
boğulmaktan uzak tutuyor beni...
artık aynaya daha rahat bakıyorum...
sorunum aynaya bakmakla değil...
gözlerimi kapadığımda...
televizyon,haberler,evlendirme programları...
ne meraklı bir toplummuşuz evlenmek konusunda...
7den 70e hani....70 ne ki?
90lık dedem evlenmek istiyor...
78lik bunak altın seti olmazsa vermem diyor...
evlenmek konusuna okadar takıntılıyız ki...
hayatımızın birinci önceliği,evlenmek ve üremek...
en azından artık avlanmak zorunda değiliz...
hayır ben evlenmeye de üremeye de karşı değilim...
kesinlikle değilim...karşı olduğum şey bunu yapan insanlar.
aklımızı yitirdik...zaten yarımın yarısı etmeyen aklımızı...
onunda yarısını dinle bozduk yarısını evlenmekle...
neler yazarım ama...sonra dava açıyorlar falan...
ne alınganmışsın tan...
çok düşünüp az yazmak yerine...
bir kez olsun söylemek istedim...
yalnızca söylemek...düşünmeden...
saçma olmasını umursamadan...
şu durumda saçmalamanın ötesine de geçemedim...
ah remzi balık.
16 Nisan 2012 Pazartesi
.....
garip olan,vermiş olduğum tepki...
görmeyi en çok istediğim insanı,
görmeyi en son beklediğim anda görmem...
iki saniyelik donup kalmak,2 saniyelik
"o mu?" sorusuna cevap aramak....
belki üç saniyeliğine özlemle bakmak...
ardından karanlıkda kalmış çocuğun odasına,
yorganın altına saklanmak için kaçması gibi,
arkasına bakamadan uzaklaşma...
aklımdan çıkartamadığım 7 saniye...
1...
2...
3...
4...
5...
6...
7...
görmeyi en çok istediğim insanı,
görmeyi en son beklediğim anda görmem...
iki saniyelik donup kalmak,2 saniyelik
"o mu?" sorusuna cevap aramak....
belki üç saniyeliğine özlemle bakmak...
ardından karanlıkda kalmış çocuğun odasına,
yorganın altına saklanmak için kaçması gibi,
arkasına bakamadan uzaklaşma...
aklımdan çıkartamadığım 7 saniye...
1...
2...
3...
4...
5...
6...
7...
28 Mart 2012 Çarşamba
When I have seen by Time's fell hand defaced
The rich proud cost of outworn buried age;
When sometime lofty towers I see down-razed,
And brass eternal slave to mortal rage;
When I have seen the hungry ocean gain
Advantage on the kingdom of the shore,
And the firm soil win of the watery main,
Increasing store with loss, and loss with store;
When I have seen such interchange of state,
Or state itself confounded to decay;
Ruin hath taught me thus to ruminate
That Time will come and take my love away.
This thought is as a death which cannot choose
But weep to have that which it fears to lose.
The rich proud cost of outworn buried age;
When sometime lofty towers I see down-razed,
And brass eternal slave to mortal rage;
When I have seen the hungry ocean gain
Advantage on the kingdom of the shore,
And the firm soil win of the watery main,
Increasing store with loss, and loss with store;
When I have seen such interchange of state,
Or state itself confounded to decay;
Ruin hath taught me thus to ruminate
That Time will come and take my love away.
This thought is as a death which cannot choose
But weep to have that which it fears to lose.
D7->T
sevgili Dominant7 ve çevrimleri, gün ve gece boyunca sizi aklıma gelen her ton ve kurulumda
Toniğe bağladığım için uyanamadım...teslim etmem gereken form bilgisi ödevini de teslim edemedim...
ayrıca halen başım ağrımakda... bir süre karşıma çıkmayınız mümkünse.
Toniğe bağladığım için uyanamadım...teslim etmem gereken form bilgisi ödevini de teslim edemedim...
ayrıca halen başım ağrımakda... bir süre karşıma çıkmayınız mümkünse.
21 Mart 2012 Çarşamba
16 Mart 2012 Cuma
susam sokağı bildiğimiz gibi "değelmiş"
http://www.kure.tv/webtv/803-haber/susam-sokagi-bildiniz-gibi-degilmis/9595-Bolum/104238/
bu videomuz...açılış baş örtülü ev hanımım din kadınım tadında bir teyzem ve elma yiyen
çocuklar çizgi film izleyip "ahlaki erezyona uğrarken".
devamında çizgi filmlerde gizli saklı "sex" ve "kill"yazıları ile harika bir araştırma örneği..
hemen ardından susam sokağının "bildiğimiz gibi" olmayışının şok edici gerçeği...
en can alıcı cümlemizise 1:32 de başlayan ;
"bir nesil susam sokağı ile büyütülüp bugün simit saraylarına mahrum edildi"
biri bana bu cümlenin anlamını lütfen açıklasın,lütfen...
evet itiraf edelim hepimiz kadın erkek ilk cinsel fantezilerimizi edi ve büdü üzerine kurduk...
evet efendim ben 6 yaşımda ilk fuhuşumu 7 yaşında "kill" yazısından etkilenip ilk seri
cinayetlerimi işledim...GI joe oyuncaklarımla barbilerin kollarını koparmaya itti beni
susam sokağı...batman ve robin yatakdan çıkıp suçla savaşmaya fırsat bulamadılar.
böyle pis bir nesil olduk çıktık...
esas olan "dinimizce 5 kadın almanın caizliği" tartışılan bir ortamda hangi ahlaki erezyondan
bahsedersin dayı sen?
bilinç altı mı arıyorsun...videonun başındaki elma yeme durumundan da
cinsel mesaj çıkartırım ben sana paşam hiç dert etme...metafor falan...
yoksa bizi de mi simit saraylarına mahrum etmek istiyorsun sevgili
araştırmacı amcam çatal karam?
ayrıca yarın ilk iş bir simit sarayına uğrayıp;
- "o mahrum edilen arkadaşlar buradaysa bi konuşabilir miyiz?
kurtaralım yavrucakları yazıktır." deme planlarım var...
sevgili dostum fırat'a:
ediyle büdü bildiğimiz gibi değilmiş saruman...
izleme saruman.
simit saraylarına mahrum kalırsın saruman.
gece oldu ben hala piano başındayım saruman!
ödevler bitmiyor saruman.
yeter saruman gidiyorum ben.
13 Mart 2012 Salı
mö
pek sevdiğimiz, içimizdeki ataerkil dangalaklığımızda barındırdığımız,
adına "değerlerimiz" dediğimiz haremlik selamlık ve seksist inançlarımız
konusunda;
"mö"lemek istediğim bir-kaç kelime var...zira söylemek istediklerimi
öküz olsa anlardı...bi'de böyle deneyelim.
adına "değerlerimiz" dediğimiz haremlik selamlık ve seksist inançlarımız
konusunda;
"mö"lemek istediğim bir-kaç kelime var...zira söylemek istediklerimi
öküz olsa anlardı...bi'de böyle deneyelim.
8 Mart 2012 Perşembe
22 Şubat 2012 Çarşamba
13 Şubat 2012 Pazartesi
10 Şubat 2012 Cuma
28 Ocak 2012 Cumartesi
27 Ocak 2012 Cuma
24 Ocak 2012 Salı
16 Ocak 2012 Pazartesi
11 Ocak 2012 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












