28 Şubat 2011 Pazartesi

harmonia

So long ago,
in a dream you were all alone,
you were on your own
dreams that will sing about you.

Come 'round again,
like you did when you'd call my name
when you called my name
told me I would find you

c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon

follow the good example,
that I´ll be your guide

Maybe next time
maybe next time
maybe sometime


So long ago,
in a dream you were all alone,
you were on your own.
In dreams that singed about you.

Come 'round again,
like you did when you called my name,
when you called my name.
And told me where to find you.

c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon c'mon
c'mon

follow the good example,
that I´ll be your guide

Maybe next time
maybe next time
maybe sometime

26 Şubat 2011 Cumartesi

hiç bir şey yapılamıyor!!!

  ne betermişsin sen!allah kahretsin madem seni?

gri...

yumuk gözlerini siyah-beyaz odasında,eski yatağında açtı çelimsiz çocuk...
biri bütün renkleri çalmış gibiydi hayatındaki...biri bütün oyunlarını bozmuştu
daha o oynamaya başlamadan...başını isteksizce kaldırıp minik penceresinden
dışarı baktı...inanamadı...adını bile bilmediği renklere boyanmıştı her yer...
rüzgara kapılmış uçan kuşların gölgeleri dışında siyah yoktu hiçbir yerde...
bir an bile düşünmeden dışarı attı kendini çocuk...

   ...dışarı çıktığında saklanmıştı bütün renkler...sanki biri ondan önce gelip
bozuk bir silgiyle silmişcesine bulanıktı herşey...göremediği insanlar kadar
 soğuktu biçimsiz evler...tanımadığı insanlar kadar iyi saklıyordu günahlarını
 siyah gökyüzü...gri ağaçların dallarında asılı duruyordu renksiz kuşlar,
hiçbirinin cesareti yoktu sırayı bozmaya...aşağı doğru uzanan yola baktı çocuk.
yamuk çizgilerle çizilmişti yol.gitgide kıvrılıyordu,gitgide kayboluyordu,
tıpkı ardında bıraktıkları gibi...

   bozuk yola adım attı çelimsiz çocuk...yürümeye başladı havanın soğuduğunu
farketmeden...ağzından çıkan buhara aldırmadan devam etti...her adımında
bozuluyordu renkler...her adımında kırılıyordu peşinden sürüklediği hayalleri.
herkes saklanmıştı asla başlamadığı oyunda...gözlerini kapatıp 10a kadar saydı...
gözlerini açtığında...kararmıştı heryer...kıvrılan yol kaybolmuştu...karanlığın
içinde adım atmaya bile kortu çocuk...gözlerini kapatıp tekrar saymaya başladı...

  yumuk gözlerini siyah-beyaz odasında,eski yatağında açtı çelimsiz çocuk...
başını isteksizce kaldırıp minik penceresinden dışarı baktı.adını bile bilmediği
 renklere boyanmıştı her yer...
bir an bile düşünmeden dışarı attı kendini çocuk...

25 Şubat 2011 Cuma

siyah-beyaz

  gülümsedi kimse görmedi,bağırdı kimse duymadı,boşverdi kimse umursamadı...
siyah-beyaz ekranı kapadı yaşlı adam...tekrar açılmamak üzere...

24 Şubat 2011 Perşembe

mektup beklemek...

saat gece 4.40.hala uykum olmaması ve içimde bir takım sıkıntılar olması nedeniyle yazıyorum...mutfakta yapmaya üşendiğim kahve yerine
sıcak suya atılmış bitki çayı eşliğinde.tavandan sarkan lambalardan pek hoşlanmıyorum...fazla aydınlıklar.tiz bir ses çıkarırcasına aydınlık.
   oradan yola çıkan mektubun ne sürede bana ulaşıcağını düşündüm...hatta yolculuklarını hayal ettim mektupların.yanındaki diğer mektup
ve paketlerle olan iletişim çabaları...sanırım içinde yazanlarla sınırlı kelime hazneleri var...ki bu konuşmayı gerçekten zorlaştırıyor bazıları
için...öyle ki yandaki bir paketin "sex-shop"dan yola çıktığı düşüncesindeyim.yada mektubun öyle düşünmekte...bilemiyorum.bir zarf asla
konuşmadığı için merak....neyse.
   fazla meraklı bir insanım,fazla sıkıldım yada uykum kaçtı diye...bilemiyorum ama oturdum yazıyorum...evde tek sigara içebildiğim yer
olan mutfakta olmam dışında sorunum da yok aslen.ama kurşun kalemden hoşlanmıyorum...kurşun kaleme söylenerek yazıyorum bunları...
aslında söylenmeyi seviyorum...sevdiğim şeyler hakkında "mızırdanmayı".ve kurşun kalemleri de...yaşlandıkca daha huysuz olucam sanırım...
yaşlanıyorum da...hayır yaşadığım yıllarla ilgili bir yaşlılık değil...aksesuar olarak da olsa baston istediğimden biran önce yaşlansam ben?
40 uygun bence baston için..."baston yaşı" olsun 40.itiraz istemiyorum...
   aslında bunu mektubunu alınca yanında yollamak istemekteydim ama sanırım üşenmeyip mail olarak atabilirim...bilemiyorum...
kararsızım...sevilmektesiniz efendim...

21 Şubat 2011 Pazartesi

diş!

  yüzümün sağ yanı yok...biyere gitmiş gelicekmiş...(dişciden geldim evet)

14 Şubat 2011 Pazartesi

i know the pieces fit...

  üç gündür bir puzzle ve bir rubic cube ile uğraşmak...evet bittiler...hatta bitmeleri eş zamanlı oldu...
bitmiş bir puzzle,turuncu bir balık ve diş ağrısı eşliğinde uyuma çabasındayım...

13 Şubat 2011 Pazar

...

  ...uzaylı olup dünyaya indiğimde "meraba dünyalı senden nefret ediyorum!" demek istiyorum...
yada penguen olduğumda sevimli görünmek istemiyorum,hatta penguen olmak bile istemiyorum...

kötü.

 iyi insan diye bir şey yok aslında...henüz size kötülük yapmamış insanlar var...fırsatı olmamış,
o anki çıkarlarıyla uyuşmamış olabilir...ama her insan özünde kötüdür..."iyi"nin altında
çıkarlar var yalnızca...farkında olarak yada olmayarak....bu şekildeyiz...
arkadaşlarınız,yakınınızda herhangi biri,yoldan geçen adam...kötüyüz...

10 Şubat 2011 Perşembe

my name....

Why don’t you ask me
How long i’ve been waiting
Set down on the road
With the gunshots exploding
I’m waiting for you
In the gloom and the blazing
I’m waiting for you
I sing like a slave i know
I should know better
I’ve learned all my lessons
Right down to the letter
And still i go on like this
Year after year
Waiting for miracles
And shaking with fear

Why don’t you answer
Why don’t you come save me
Show me how to use
All these things
That you gave me
Turn me inside out
So my bones can save me
Turn me inside out

You’ve come this close
You can come even closer
The gunshots get louder
And the world spins faster
And things just get further
And further apart
The head from the hands
And the hands from the heart

Now i’ve said this
I already feel stronger
I can’t keep waiting for you
Any longer
I need you now
Not someday
When i’m ready
Come down on the road
Come down on the road

My name my name
Nothing is the same
I won’t go back
The way i came

9 Şubat 2011 Çarşamba

...

Safe from pain, and truth, and choice, and other poison devils.

7 Şubat 2011 Pazartesi

hunharca?!?

  kumandayı aramaya üşenip bir kanala tek tek ulaşma çabası içerisinde denk gelinen "evlendirme" programında
kel bir amcamın "hunharca kitap okurum ben" cümlesi...hunharca?sayfayla işi bitince yırtıp atıyor olsa gerek...
sayfa değiştirmeye inancını yitirmiş...

remzi balık...

  remzi diye balık aldım bugün kendime...ölen bardağımın adını verdim ona...pörtlek balık remzi....