gölgesini de peşine takıp yürümeye başladı çelimsiz çocuk...
aceleyle çıkmıştı evinden.ayakkabılarını bağlamamıştı.bağcıkları
sürünüyordu peşinden tıpkı taşımakta zorlandığı kocaman kalbi
gibi...yarım bıraktığı uykusundan kalan kırık ruya parçaları
dağılmıştı tozlu,yaşlı şehre..toplamaya çalışmadı hiç birini,
kırık,keskin kenarlarından korktuğu için.hiç birine değmeden,
hiç birine aldırmadan yürümeye devam etti çocuk...nereye
gittiğini bilmiyordu yada aldırmıyordu...
"bir ses duydu,sesi alıp sakladı daha sonra duyabilmek için..."
bir ruya parçasına takıldı...güçsüz,atsız şovalyeler fırladı
içinden...çok önceleri hikayelerinden atılıp çocuğun ruyalarına
sığınmışlardı...sessiz bir şekilde yürümeye başladılar onunla
birlikte...
her adımında biraz daha kapanıyordu gözleri.git gide küçülüyordu
yaşlı şehir...bir ruya parçasına daha takıldı ayakları...küçük
bir ev yükseldi gökyüzüne...sonra bulutlara karıştı ev ardında
gözyaşları bırakarak.çok geçmeden birer birer parçalandı ruyalar...
peşi sıra yürüyen masal kahramanları,eski anılar doluydu şimdi...
uçsuz bucaksız,karanlık bir duvar vardı yolun sonunda...
sakar bir şovalye duvara çarptı,içinden geçip kayboldu ardından...
birer birer duvarın arkasına geçiyordu hayalleri...sonunda yine
yalnız kaldı çocuk...bitkindi...umutsuzdu...dizlerini kendine
çekip oturdu duvarun dibinde...gözlerini yumup ruyasız uykusuna
daldı...
uykusunun içinde cebinden kaçıverdi sakladığı ses...
ve ne çelimsiz çocuk...nede duvarın arkasında uyuyan
kırmızı yanaklı kız duydu rüzgara kapılıp giden seslerini...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder