5 haftalık yoğunluğun,bir haftalık huzursuzluğun ardından dinleniyorum...
remzi yine bir şeyler fısıldıyor kulağıma,akvaryumundan...
bir süre onu dinleyerek yaşamayı düşünmüştüm,daha kolaydı.
sonra başıma açtığı işler yüzünden bıraktım,duymazdan geldim...
bir yerden sonra da sustu zaten...arada yemini verirken bir iki kelime
eder gibi olsa da,vazgeçti...
ben vazgeçmekten çok bastırdım hislerimi...
istesem de vazgeçemedim zaten...
servis:
arka koltuktaki gudubet karı:
hayatım?!!! nerdesin sen??7 kez aradım cevap vermiyosuğn!
- dersteydim?
- ama insan bi mesaj atar dersteydim diye!!!
-(bilinmeyen duyulmayan cümleler)
-hayır ben merak ediyorum nerdesin napıyosun ıbıgıbıgıbı höbödöbö börübörü öğğğeeee!!!
15 dakika sürdü bu dialog...be allahın kahrı kadın...
hayır kızdığım sırf o da değil...karşıdaki dangalağın,
-bas yürü git! deyip telefonu kapatmaması...
dünyayı terketme sebebisin kadın sen...
gerçi erkeklerden daha beter tripler duyuyorum bu günlerde...
lan,al birini vur.....ama vur yani,sen bizzat vur...tekme tokat...
bir arkadaşım,ayrıldığı sevgilisi için,
-benle yaptıklarını başkasıyla yapıcak?!
gibi ayarsız bir cümle kurmuştu...
ulan deyyus patentini mi aldın?
bir insanın sahibi olduğunu sanmamız ne garip...
karşımızdakini birey olmaktan uzaklaştırmamız...
içini boşaltıp kabuk haline getirme çabamız...
kızdığım bunu yapan insanlar da değil üstelik...
buna göz yuman dangalaklar...
gerçi ilişkiler konusunda bir genelleme yaparsam
karşımızdakinin görselini beğenmemiz durumunda
kişiliğini istediğimiz şekilde yontma çabasındayız...
sonra da bunun tanımı aşk oluyor genelde...
ardından dünyamız "ben onsuz yapamam" insancıklarıyla dolup
taşıyor.sen zaten yapamazsın ki...yapamazsın yani...
yapılman bile bu denli hatayken...
yıllarını birini izleyerek,hayan olarak,kızarak
isteyerek geçirsen bile....
kaybettiğinde yapıyorsun bir şekilde...
yapmak istemesen de...zorundasın...
hatta hala bir şeyleri ona anlatmaya devam etsen bile...
(my imaginary friend)
pianomun başındayım...gözüm uzunca bir süredir
pianonun üzerinde duran tic-tac kutusunda...
içinde bir tane var hala...bazen pes seslere
hafif bir tıkırtıyla eşkil ediyor...gücü yettiği kadar...
bazı sabahlar oturup sadece kahve içmek istiyorum...
sadece kahve...çok öyle büyütülecek bir olay değil...
bir yerlerde sessizce kahvemi içip insanları izlesem...
dalga geçsem...
bir yıldır takıntılı şekilde yaptığım spor
sanırım nefes almamı sağlayan tek şey...
boğulmaktan uzak tutuyor beni...
artık aynaya daha rahat bakıyorum...
sorunum aynaya bakmakla değil...
gözlerimi kapadığımda...
televizyon,haberler,evlendirme programları...
ne meraklı bir toplummuşuz evlenmek konusunda...
7den 70e hani....70 ne ki?
90lık dedem evlenmek istiyor...
78lik bunak altın seti olmazsa vermem diyor...
evlenmek konusuna okadar takıntılıyız ki...
hayatımızın birinci önceliği,evlenmek ve üremek...
en azından artık avlanmak zorunda değiliz...
hayır ben evlenmeye de üremeye de karşı değilim...
kesinlikle değilim...karşı olduğum şey bunu yapan insanlar.
aklımızı yitirdik...zaten yarımın yarısı etmeyen aklımızı...
onunda yarısını dinle bozduk yarısını evlenmekle...
neler yazarım ama...sonra dava açıyorlar falan...
ne alınganmışsın tan...
çok düşünüp az yazmak yerine...
bir kez olsun söylemek istedim...
yalnızca söylemek...düşünmeden...
saçma olmasını umursamadan...
şu durumda saçmalamanın ötesine de geçemedim...
ah remzi balık.
Şu ilişkiler konusundaki yazını okuyunca içimden "haah, ne güzel dedin. Diy mi yahu. Ellerin dert görmesin" dedim.
YanıtlaSilŞu verdiğin birkaç örneğe etrafta o kadar sık rastlıyorum ki o kadar olur.
Bi de remzi balık çok yaşar umarım, benim balıklarım çabuk öldüler. :/
k.d: cingual temajo
remzi balık yaşıyor inatla...bir buçuk yaşında oldu hatta...
YanıtlaSilgerçi insanla ilişkisi akvaryumun dibindeki turuncu bir taşla
eş miktarda olsa da yada her anında hayatımı alt-üst etme
planları yapsa da seviliyor oldukca.
size de cingual temajo efendim.